BİR ÂYET BİR KELİMEİki tam meâl — Suat Yıldırım · Ali Ünal
1 – FÂTİHA SÛRESİ, 7 âyet
Mekke’de, risaletin başlangıcında nâzil olmuş olup 7 âyettir. Tam olarak nâzil olan ilk sûredir. Kur’ân-ı Kerîm’in başlangıcı olduğundan “bir yeri veya bir şeyi açan, başlatan” anlamına Fâtiha adı verilmiştir. Ayrıca yirmi kadar güzel vasfını bildiren başka isimleri de vardır. Mesela: Namazda okunması vacip olduğundan Sûretu’s-salât, Allah Teâlâ’nın arşının altındaki hazineden indirilip ulvî mânaların hazinesi olduğundan Kenz; başlı başına yeterli olduğundan Vâfiye, Kâfiye; bütün sûrelerin aslı, kökü, tohumu durumunda olduğundan Ümmü’l-Kitab, el-Esas onun isimleri arasındadır. Bu kutlu ve özlü sûre, gerçekten Kur’ân-ı Kerîm’in feyizli ve bereketli bir hülasası ve İslâm ibadetinin esasıdır. Kur’ân-ı Kerîm’in ana gayeleri şunlardır.
1. Tevhid, yani Allah’ın birliği
2. Nübüvvet
3. Âhiret
4. İbadet ve adaleti de kapsayarak istikamet
Fâtiha sûresi bu esaslara açıkça delâlet eder.
سُورَةُ الْفَاتِحَةِ
| بِسْمِ adıyla | اللهِ Allah'ın | الرَّحْمٰنِ Rahman | الرَّح۪يمِۙ Rahim | ﴿١﴾ |
1 (SY)Rahman ve rahîm olan Allah’ın adıyla
1 (AÜ)Rahmân, Rahîm Allah’ın Adı’yla
1 (AÜ-EN)IN THE NAME OF GOD, THE ALL-MERCIFUL, THE ALL-COMPASSIONATE
| اَلْحَمْدُ hamd | لِلهِ Allah'a | رَبِّ Rabbi | الْعَالَم۪ينَۙ alemlerin | ﴿٢﴾ |
2 (SY)Bütün hamdler, övgüler âlemlerin Rabbi Allah’adır.
2 (AÜ)Bütün hamd, Âlemlerin Rabbi Allah içindir:
2 (AÜ-EN)All praise and gratitude (whoever gives these to whomever for whatever reason and in whatever way from the first day of creation until eternity) are for God, the Lord of the worlds,
| اَلرَّحْمٰنِ (O) Rahman'dır | الرَّح۪يمِۙ Rahim'dir | ﴿٣﴾ |
3 (SY)O rahmândır, rahîmdir.
3 (AÜ)Rahmân ve Rahîm;
3 (AÜ-EN)The All-Merciful, the All-Compassionate,
| مَالِكِ Malikidir | يَوْمِ gününün | الدّ۪ينِۘ din | ﴿٤﴾ |
4 (SY)Din gününün, hesap gününün tek hâkimidir.
4 (AÜ)Din (Hesap ve Hüküm) Günü’nün Mâliki.
Rabbü’l-âlemin sıfatı Kur’ân mesajının evrenselliğini, rahmân ve rahîm sıfatları, Allah’ın kâinatı şenlendiren geniş rahmetini ilan eder.
Sûrenin başında “Bütün övgüler Allah’ındır” şeklinde kapsamlı bir hüküm verildiğinden, âdeta “Niçin?” diye soran aklı tatmin için, zımnen gerekçe teşkil eden bazı ilâhî sıfatlar hatırlatılmaktadır. Övgüler O’nundur: Çünkü Rabbü’l-âlemîndir bütün varlıkları yaratıp büyüten, varlıkta devam ettirendir. Çünkü rahmândır, rahîmdir: Bu mükemmel kâinatı merhametiyle şenlendiren, güneşleri, ay’ları, topyekûn cansız kâinatı bitkilere ve hayvanlara, cansızı ve canlısı ile bütün varlıkları da insana hizmet ettiren O’dur ve çünkü, hayat sadece dünya hayatından ibaret değildir. Burada ağır bir emanet yüklenerek, Allah’ın halifesi, vekîli olarak geçici bir süre için görevlendirilen insanın, asıl hayatı ebedî âhiret hayatındadır. İşte Allah âhiretin de tek hükümdarıdır.
4 (AÜ-EN)The Master of the Day of Judgment.
| اِيَّاكَ ancak Sana | نَعْبُدُ ibadet ederiz | وَاِيَّاكَ ancak Sen'den | نَسْتَع۪ينُۘ yardım isteriz | ﴿٥﴾ |
5 (SY)(Haydi öyleyse deyiniz): “Yalnız Sana ibadet eder, yalnız senden medet umarız.”
5 (AÜ)(Allah’ım!) Ancak Sana ibadet eder, ancak Sen’den yardım bekler ve dileniriz.
Evreni dikkatle inceleyen her akıl sahibi, böylece aklî delille Rabbine ulaşacağından, sûrenin başından 4. âyete kadar Allah’tan “O” diye bahsederken, bu tefekkürü sonucunda artık âdeta O’nu görüyor hale gelip “Sen” diye hitap etme makamına yükselir: “İbadetim, kulluğum, sevgim yalnız Sana’dır Rabbim!” der. Diğer taraftan, Allah müminleri toplum halinde, daha doğrusu topluluk halinde huzurunda görmek istediğinden, bu tefekkürü yapan mümin, dünyadaki bütün müminlerle birlikte ibadetini O’na takdim eder, onlardan güç, kuvvet, dua ve mutluluk alır.
Tarih ve coğrafyasıyla bütün bir insanlığı, hatta bütün âlemleri, dünya ve âhireti, ezelden ebede varlığın tamamını kucaklayan bu kutlu Fâtiha, bu sûreyi yücelerden indiren Zatın, bütün âlemleri her tarafıyla aynı anda gören Rabbü’l-âlemin olduğunun önemli bir delilidir. 5. âyet ile kul, Rabbi ile bir akit yapmaktadır. Allah’a ibadet ve teslimiyet gösteren insana O, dünyada yardım ve hidâyeti, âhirette cenneti vermeyi uhdesine alır.
5 (AÜ-EN)You alone do We worship, and from You alone do we seek help.
| اِهْدِنَا bizi ilet | الصِّرَاطَ yola | الْمُسْتَق۪يمَۙ doğru | ﴿٦﴾ |
6 (SY)Bizi doğru yola, Sana doğru varan yola ilet.
6 (AÜ)Bizi Dosdoğru Yol’a hidayet et.
6 (AÜ-EN)Guide us to the Straight Path,
| صِرَاطَ yoluna | الَّذ۪ينَ onlar ki | اَنْعَمْتَ nimet verdin | عَلَيْهِمْۙ kendilerine | غَيْرِ değil | الْمَغْضُوبِ gazab edilmiş olanların | عَلَيْهِمْ kendilerine | وَلَا ve değil | الضَّۤالّ۪ينَ sapmışların | ﴿٧﴾ |
7 (SY)Nimet ve lütfuna nail ettiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların ve sapkınlarınkine değil.
7 (AÜ)Kendilerine nimet lütfettiklerinin yoluna; üzerlerine gazap hak olmuş bulunanların ve dalâlette olanlarınkine değil.
Son âyet doğru yolun somut, gerçekleşmiş şeklini gösterir, mümini geniş düz caddede ilerleyen peygamberlerin nuranî kafilesinin peşine yerleştirir. Örnek ihtiyacını tatmin eder. Fâtiha sûresinin okunması tamamlanınca “öyle olsun, kabul eyle!” mânasına gelen “âmin” denilmesi sünnettir.
7 (AÜ-EN)The Path of those whom You have favored, not of those who have incurred (Your) wrath (punishment and condemnation), nor of those who are astray.