Hizbü’l-Hıfz ve’r-Recâ
Tema
Göster
YazıA−1/82/83/84/85/86/87/88/8A+
Kelime mealli

Hıfz ve Reca Hizbi

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

9Bölüm
10Âyet
7Sûre
Metinler: Ali Ünal Meâli (AÜ) · Suat Yıldırım Meâli (SY)
Esmâ
فَرْدٌ حَيٌّ قَيُّومٌ حَكَمٌ عَدْلٌ قُدُّوسٌ
فَرْدٌ
Ferd’dir
حَيٌّ
Hayy’dır
قَيُّومٌ
Kayyum’dur
حَكَمٌ
Hakem’dir
عَدْلٌ
Adl’dir
قُدُّوسٌ
Kuddüs’tür

Hazreti Allah, benzeri ve zıddı olmayan Ferd.. hayatı Kendinden ebedî hayy olan Hayy.. Kendi Kendine kâim olan ve varlığı ayakta tutan Kayyûm.. dilediği gibi hükmeden biricik hüküm sahibi Hakem.. her icraatında adalet ve istikameti takip eden Adl ve Zâtında mukaddes ve münezzeh, fiillerinde mutahhir ve munazzif Kuddûs’tür.

Mümtehine 4–5
رَبَّنَا عَلَيْكَ تَوَكَّلْنَا وَاِلَيْكَ اَنَبْنَا وَاِلَيْكَ الْمَص۪يرُ ﴿٤﴾
رَبَّنَا
Rabbimiz
عَلَيْكَ
Sana
تَوَكَّلْنَا
dayandık
وَاِلَيْكَ
ve Sana
اَنَبْنَا
yöneldik
وَاِلَيْكَ
ve Sanadır
الْمَص۪يرُ
dönüş
﴿٤﴾

4“Ey Yüce Rabbimiz! Yalnız Sana güvenip dayandık, Sana yöneldik ve sonunda da Sen'in huzuruna varacağız.”

4“Rabb’imiz, Sana güvenip dayandık, bütün varlığımızla Sana yöneldik ve sonunda Senin huzuruna varacağız.” (Mümtehine, 4, son kısmı)

رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا فِتْنَةً لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَاغْفِرْ لَنَا رَبَّنَاۚ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ﴿٥﴾
رَبَّنَا
Rabbimiz
لَا
—
تَجْعَلْنَا
bizi kılma
فِتْنَةً
imtihan konusu
لِلَّذ۪ينَ
kimseler için
كَفَرُوا
inkâr eden(ler)
وَاغْفِرْ
ve bağışla
لَنَا
bizi
رَبَّنَاۚ
Rabbimiz
اِنَّكَ
ancak Sen'sin
اَنْتَ
Sen
الْعَز۪يزُ
Aziz'sin
الْحَك۪يمُ
Hakim'sin
﴿٥﴾

5“Ey Ulu Rabbimiz, bizi kâfirlere deneme konusu kılma, affet bizi! Çünkü Sen azîz ve hakîmsin” (mutlak galip, tam hüküm ve hikmet sahibisin).

5“Rabb’imiz, imtihan için küfredenleri üzerimize salıp bizi musibetlere maruz bırakma. Bizi bağışla Rabb’imiz. Şüphesiz ki Sen’sin Azîz (mutlak izzet ve ululuk sahibi, her işte üstün ve mutlak galip); Hakîm (her hüküm ve icraatında pek çok hikmet bulunan).” (Mümtehine, 5)

Açıklama (SY)

Müminlerin kâfirlere deneme konusu (fitne) kılınması şu şekillerde olabilir:

1. Kâfirlerin hâkim ve galip olup müminleri dinden uzaklaştırmak için baskı ve işkence uygulamaları. 2. Müminlere galebe sağlamaları sebebiyle kâfirler kendilerini üstün görüp “İslâm hak din olsaydı, gerçeklere dayansaydı Müslümanlar böyle perişan olmazlardı.” diye kendi inkârlarını doğru bulmaları. 3. Kâfirler baskı sonucunda müminleri tavizlere sevkedip, islamî ahlâk ve faziletlerinden uzaklaştırarak, başka insanlara alay konusu yapmaları.

Tevbe 40
اِلَّا تَنْصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللهُ اِذْ اَخْرَجَهُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا ثَانِيَ اثْنَيْنِ اِذْ هُمَا فِي الْغَارِ اِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِه۪ لَا تَحْزَنْ اِنَّ اللهَ مَعَنَاۚ فَاَنْزَلَ اللهُ سَك۪ينَتَهُ عَلَيْهِ وَاَيَّدَهُ بِجُنُودٍ لَمْ تَرَوْهَا وَجَعَلَ كَلِمَةَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا السُّفْلٰىۘ وَكَلِمَةُ اللهِ هِيَ الْعُلْيَاۘ وَاللهُ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ ﴿٤٠﴾
اِلَّا
eğer
تَنْصُرُوهُ
siz ona yardım etmezseniz
فَقَدْ
iyi bilin ki
نَصَرَهُ
ona yardım etmişti
اللهُ
Allah
اِذْ
hani
اَخْرَجَهُ
(Mekke'den) çıkardıklarında
الَّذ۪ينَ
kimseler
كَفَرُوا
inkâr eden(ler)
ثَانِيَ
ikincisiydi
اثْنَيْنِ
iki kişiden
اِذْ
iken
هُمَا
ikisi
فِي
—
الْغَارِ
mağarada
اِذْ
hani
يَقُولُ
diyordu
لِصَاحِبِه۪
arkadaşına
لَا
—
تَحْزَنْ
tasalanma
اِنَّ
şüphesiz
اللهَ
Allah
مَعَنَاۚ
bizimle beraberdir
فَاَنْزَلَ
(İşte o zaman) indirdi
اللهُ
Allah
سَك۪ينَتَهُ
sekinesini
عَلَيْهِ
onun üzerine
وَاَيَّدَهُ
ve onu destekledi
بِجُنُودٍ
ordularla
لَمْ
—
تَرَوْهَا
sizin görmediğiniz
وَجَعَلَ
ve kıldı
كَلِمَةَ
davasını
الَّذ۪ينَ
kimselerin
كَفَرُوا
inanmayan(ların)
السُّفْلٰىۘ
alçak
وَكَلِمَةُ
ve Kelimesi ise
اللهِ
Allah'ın
هِيَ
o
الْعُلْيَاۘ
yüce olandır
وَاللهُ
ve Allah
عَز۪يزٌ
Aziz'dir
حَك۪يمٌ
Hakim'dir
﴿٤٠﴾

40Eğer siz Peygambere yardımcı olmazsanız, Allah vaktiyle ona yardım ettiği gibi yine yardım eder. Hani kâfirler onu Mekke’den çıkardıklarında, iki kişiden biri olarak mağarada iken arkadaşına: “Hiç tasalanma, zira Allah bizimle beraberdir” diyordu. Derken Allah onun üzerine sekinetini, huzur ve güven duygusunu indirdi ve onu, görmediğiniz ordularla destekledi. Kâfirlerin dâvasını alçalttı. Allah’ın dini ise zaten yücedir. Çünkü Allah azîzdir, hakîmdir (mutlak galiptir, tam hüküm ve hikmet sahibidir).

40Eğer o Peygamber’e yardım etmezseniz, siz de biliyorsunuz ki Allah ona hep yardım etmiştir. Hatırlayın ki o bildiğiniz kâfirler onu Mekke’den çıkarmışlardı da sığındıkları mağarada iki kişiden biri iken, (kendisini takip edenler mağaranın ağzına kadar geldikleri esnada o, hiçbir endişeye kapılmadan, Allah’a tam bir teslimiyet ve tevekkül içinde) yanındaki arkadaşına, “Hiç tasalanma, Allah bizimle beraberdir!” diyordu. Allah, sekînesini (iç huzur ve güven kaynağı rahmetini) daima onun üzerinde tuttu; onu sizin görmediğiniz ordularla destekledi ve küfredenlerin davası ve düşüncelerini alçalttı. Allah’ın Kelimesi ve davası ise zaten her zaman yücedir. Allah, Azîz (izzet ve ululuk sahibi, her işte üstün ve mutlak galip)tir; Hakîm (her hüküm ve icraatında pek çok hikmet bulunan)dır. (Tevbe, 40)

Açıklama (SY)

Hz. Peygamber (a.s.m.)’ın Hz. Ebû Bekir (r.a) ile hicret ettiği sırada, Mekke’nin güneyindeki Sevr mağarasında üç gün kalmalarına işarettir.

Mâide 67
يَۤا اَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ مَۤا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَۘ وَاِنْ لَمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُۘ وَاللهُ يَعْصِمُكَ مِنَ النَّاسِۘ اِنَّ اللهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِر۪ينَ ﴿٦٧﴾
يَۤا
—
اَيُّهَا
Ey
الرَّسُولُ
Resul
بَلِّغْ
tebliğ et
مَۤا
şeyi
اُنْزِلَ
indirilen
اِلَيْكَ
sana
مِنْ
—
رَبِّكَۘ
Rabbinden
وَاِنْ
ve eğer
لَمْ
—
تَفْعَلْ
bunu yapmazsan
فَمَا
—
بَلَّغْتَ
duyurmamış olursun
رِسَالَتَهُۘ
O'nun risaletini
وَاللهُ
Allah
يَعْصِمُكَ
seni korur
مِنَ
—
النَّاسِۘ
insanlardan
اِنَّ
doğrusu
اللهَ
Allah
لَا
—
يَهْدِي
yola iletmez
الْقَوْمَ
toplumunu
الْكَافِر۪ينَ
kâfirler
﴿٦٧﴾

67Ey Peygamber! Rabbinden sana indirilen buyrukları tebliğ et! Eğer bunu yapmazsan risalet vazifesini yapmamış olursun. Allah seni, zarar vermek isteyenlerin şerlerinden koruyacaktır. Allah kâfirleri emellerine kavuşturmaz.

67Ey (şanı çok yüce, o en büyük) Rasûl! Rabb’inden sana her ne indirilmişse onu eksiksiz tebliğ et! Eğer böyle yapmazsan risalet (elçilik) vazifeni yerine getirmemiş olursun. Allah, seni bütün insanlardan koruyacaktır. Şüphesiz Allah kâfirler topluluğunu (senin aleyhindeki) hedeflerine ulaştırmaz. (Mâide, 67)

Açıklama (SY)

Bu âyet, Kur’ân’ın mûcizelerindendir. Risâlet görevini yerine getirme süreci içinde Efendimiz (a.s.m.)’ın düşmanları gittikçe artmıştı. Mekke müşriklerine, hicretten sonra Medine’deki kalabalık Yahudi kabileleri, Hıristiyanlar ve başka kabîleler de eklenmişti. Hele münâfıklar ve onların Yahudilerle işbirliği yaparak kışkırttıkları Medine dışındaki kabileler de hayli fazla idi. Bunca düşmanlıkların ve fiilen defalarca suikast girişimlerinin ona zarar verememesinin, bu âyette müjdelenen ilâhî koruma ile olduğunda hiç şüpheye yer yoktur.

Yûsuf 64
قَالَ هَلْ اٰمَنُكُمْ عَلَيْهِ اِلَّا كَمَۤا اَمِنْتُكُمْ عَلٰۤى اَخ۪يهِ مِنْ قَبْلُۘ فَاللهُ خَيْرٌ حَافِظًا۞‏ وَهُوَ اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَ ﴿٦٤﴾
قَالَ
dedi ki
هَلْ
mi?
اٰمَنُكُمْ
size emanet edeyim
عَلَيْهِ
onun hakkında
اِلَّا
ancak
كَمَۤا
gibi
اَمِنْتُكُمْ
size emanet ettiğim
عَلٰۤى
(için)
اَخ۪يهِ
kardeşi
مِنْ
—
قَبْلُۘ
daha önce
فَاللهُ
Allah'tır
خَيْرٌ
en iyi
حَافِظًا۞‏
koruyan
وَهُوَ
ve O
اَرْحَمُ
en merhametlisidir
الرَّاحِم۪ينَ
merhametlilerin
﴿٦٤﴾

64Yâkub dedi ki: “Daha önce onun kardeşini size emanet ettiğim gibi bunu da size inanıp emanet edeyim, öyle mi? Ben size değil sadece Allah’a ısmarlarım. Çünkü en iyi koruyan Allah’tır ve O, merhametlilerin en merhametlisidir.”

64Yakup dedi ki: “Daha önce, onun kardeşini size inanıp emanet ettiğim gibi şimdi de onu size emanet edeyim, öyle mi? Ama Allah’tır gerçek hayırlı koruyucu ve O, bütün merhamet edenlerin üstünde mutlak merhamet sahibidir.” (Yûsuf, 64)

Enbiyâ 83–84
وَاَيُّوبَ اِذْ نَادٰى رَبَّهُۤ اَنّ۪ي مَسَّنِيَ الضُّرُّ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَۚ ﴿٨٣﴾
وَاَيُّوبَ
ve Eyyub'u da
اِذْ
hani
نَادٰى
dua etmişti
رَبَّهُۤ
Rabbine
اَنّ۪ي
gerçekten diye
مَسَّنِيَ
bana dokundu
الضُّرُّ
bu dert
وَاَنْتَ
ve Sen
اَرْحَمُ
en merhametlisisin
الرَّاحِم۪ينَۚ
merhametlilerin
﴿٨٣﴾

83Eyyûb’u da an! Hani o: “Ya Rabbî, bu dert bana iyice dokundu. Sen merhametlilerin en merhametli olanısın” diye niyaz etmiş,

83Bu arada, önderler içinde Eyyûb’u da an: Hani o, “Rabb’im, bu dert bana iyice dokundu (ve Sana gerektiği gibi ibadet edemez hale geldim). Sen, Merhametlilerin En Merhametlisisin!” diye yalvarmıştı. (Enbiyâ, 83)

فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَكَشَفْنَا مَا بِه۪ مِنْ ضُرٍّ وَاٰتَيْنَاهُ اَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَذِكْرٰى لِلْعَابِد۪ينَ ﴿٨٤﴾
فَاسْتَجَبْنَا
Biz de kabul ettik
لَهُ
onu(n duasını)
فَكَشَفْنَا
ve giderdik
مَا
ne varsa
بِه۪
onun
مِنْ
—
ضُرٍّ
derdi
وَاٰتَيْنَاهُ
ve ona verdik
اَهْلَهُ
ailesini
وَمِثْلَهُمْ
ve bir katını daha
مَعَهُمْ
onlarla beraber
رَحْمَةً
bir rahmet
مِنْ
—
عِنْدِنَا
katımızdan
وَذِكْرٰى
ve bir ibret olarak
لِلْعَابِد۪ينَ
ibadet edenler için
﴿٨٤﴾

84Biz de onun duasını kabul buyurup katımızdan bir lütuf ve ibadet edenlere bir ders olmak üzere, hastalığını iyileştirmiş, kendisine aile ve dostlarını bir misliyle beraber vermiştik.

84Biz de onun bu yalvarışını kabul buyurup, katımızdan bir rahmet ve kendilerini Allah’a ibadete adamışlar için bir ibret olarak dert ve sıkıntılarını giderdiğimiz gibi kendisine önceki ailesinin yanı sıra bir o kadarını daha bağışladık. (Enbiyâ, 84)

Açıklama (SY)

(83–84) Müfessirler derler ki: Hz. Eyyûb (a.s.) Rûm diyarında Peygamber idi. Serveti ve hanedanı, evlatları pek fazla idi. Allah onun mallarını giderdi, sabretti. Çoluk çocuğunu aldı, sabretti. Sonra bedenine hastalıklar ârız oldu, sabretti. Fakat halk: “Onun başına bunca derdin gelmesi boşuna değil, büyük bir günahı olmalı!” deyince, şifa niyazında bulundu. Allah da şifa lütfetti. Tevrat da “Eyyubun Kitabı”nda onun felsefi çizgiler taşıyan destanî hikâyesini ayrıntılı olarak anlatır. Onun Yahudi veya Rum olmayıp Kuzey Arabistan’da yaşayan Arap kökenli Nabat halkından olduğu da söylenmiştir. Gerçek durumu yalnız Allah bilir.

A’râf 89
قَدِ افْتَرَيْنَا عَلَى اللهِ كَذِبًا اِنْ عُدْنَا ف۪ي مِلَّتِكُمْ بَعْدَ اِذْ نَجّٰينَا اللهُ مِنْهَاۘ وَمَا يَكُونُ لَنَۤا اَنْ نَعُودَ ف۪يهَۤا اِلَّۤا اَنْ يَشَۤاءَ اللهُ رَبُّنَاۘ وَسِعَ رَبُّنَا كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًاۘ عَلَى اللهِ تَوَكَّلْنَاۘ رَبَّنَا افْتَحْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ قَوْمِنَا بِالْحَقِّ وَاَنْتَ خَيْرُ الْفَاتِح۪ينَ ﴿٨٩﴾
قَدِ
muhakkak
افْتَرَيْنَا
atmış oluruz
عَلَى
üzerine
اللهِ
Allah'ın
كَذِبًا
yalan
اِنْ
eğer
عُدْنَا
tekrar ona dönersek
ف۪ي
—
مِلَّتِكُمْ
sizin dininize
بَعْدَ
sonra
اِذْ
ne zaman ki
نَجّٰينَا
bizi kurtardı
اللهُ
Allah
مِنْهَاۘ
ondan
وَمَا
değildir
يَكُونُ
mümkün
لَنَۤا
bizim için
اَنْ
—
نَعُودَ
dönmemiz
ف۪يهَۤا
ona
اِلَّۤا
dışında
اَنْ
—
يَشَۤاءَ
dilemesi
اللهُ
Allah
رَبُّنَاۘ
Rabbimiz
وَسِعَ
kuşatmıştır
رَبُّنَا
Rabbimiz
كُلَّ
her
شَيْءٍ
şeyi
عِلْمًاۘ
ilmiyle
عَلَى
—
اللهِ
Allah'a
تَوَكَّلْنَاۘ
dayanmışız
رَبَّنَا
Rabbimiz
افْتَحْ
hükmünü ver
بَيْنَنَا
aramızı
وَبَيْنَ
ve arasını
قَوْمِنَا
halkımızın
بِالْحَقِّ
gerçekle
وَاَنْتَ
muhakkak ki Sen
خَيْرُ
en iyisisin
الْفَاتِح۪ينَ
ortaya koyanların
﴿٨٩﴾

89“Allah bizi sizin o batıl dininizden kurtardıktan sonra kalkıp tekrar dininize dönecek olursak Allah’a büyük bir iftira atmış oluruz. Allah göstermesin, sizin inancınıza dönmemiz kesinlikle mümkün değil! Rabbimizin ilmi her şeyi kapsar. Biz yalnız Allah’a dayanırız. Ey bizim Rabbimiz! Bizimle şu halkımız arasında Sen âdil hükmünü ver, haklı haksız açığa çıksın. Sen elbette hüküm verenlerin en iyisisin!”

89“Allah bizi kurtardıktan sonra tekrar sizin o bâtıl inancınıza, yolunuza ve hayat tarzınıza dönersek, şurası kesin ki o zaman yalan isnadıyla Allah’a iftirada bulunmuş oluruz. Bizim o yola geri dönmemiz asla söz konusu değildir; ancak Rabb’imiz Allah ne dilemişse o olur. Rabb’imiz, bilme itibarıyla her şeyi kuşatmıştır. (Siz ne yaparsanız yapın ne derseniz deyin) biz, Allah’a güvenip dayandık. Ey Rabb’imiz! Bizimle şu halkımız arasında hükmünü ver ve gerçeği ortaya koy; hiç şüphesiz Sen, gerçeği en doğru ve en hayırlı biçimde ortaya koyansın.” (A’râf, 89)

Âl-i İmrân 173
اَلَّذ۪ينَ قَالَ لَهُمُ النَّاسُ اِنَّ النَّاسَ قَدْ جَمَعُوا لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ ا۪يمَانًا۠ وَقَالُوا حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَك۪يلُ ﴿١٧٣﴾
اَلَّذ۪ينَ
onlar ki
قَالَ
deyince
لَهُمُ
kendilerine
النَّاسُ
halk
اِنَّ
elbette
النَّاسَ
(Düşman) insanlar
قَدْ
muhakkak
جَمَعُوا
(ordu) toplamışlar
لَكُمْ
size karşı
فَاخْشَوْهُمْ
onlardan korkun
فَزَادَهُمْ
(bu söz) onların artırdı
ا۪يمَانًا۠
imanını
وَقَالُوا
ve dediler ki
حَسْبُنَا
bize yeter
اللهُ
Allah
وَنِعْمَ
ve ne güzel
الْوَك۪يلُ
Vekil'dir
﴿١٧٣﴾

173Onlar öyle kimselerdir ki halk kendilerine: “Düşmanlarınız olan insanlar size karşı ordu hazırladılar, aman onlardan kendinizi koruyun!” dediklerinde, bu tehdit onların imanlarını artırır ve “Hasbunallah ve ni’me’l-vekil”, “Allah bize yeter. O ne güzel vekildir!” derler.

173O kimseler ki bir kısım halk kendilerine, “Düşmanlarınız olan insanlar üzerinize gelmek için toplanıp bir ordu kurdular; onlardan korkun ve geri durun!” dediklerinde, bu ancak onların imanını arttırdı da “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir!” mukabelesinde bulundular. (Âl-i İmrân, 173)

Tevbe 129
فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِيَ اللهُۘ لَۤا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۘ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ ﴿١٢٩﴾
فَاِنْ
eğer
تَوَلَّوْا
yüz çevirirlerse
فَقُلْ
de ki
حَسْبِيَ
bana yeter
اللهُۘ
Allah
لَۤا
yoktur
اِلٰهَ
ilah
اِلَّا
başka
هُوَۘ
O'ndan
عَلَيْهِ
O'na
تَوَكَّلْتُ
dayandım
وَهُوَ
ve O
رَبُّ
Rabbidir
الْعَرْشِ
Arş'ın
الْعَظ۪يمِ
büyük
﴿١٢٩﴾

129Buna rağmen aldırmaz, yüz çevirirlerse, ey Resulüm de ki: “Allah bana yeter. O’ndan başka tanrı yoktur. Ben yalnız O’na dayanırım. Çünkü O, büyük Arş’ın, muazzam hükümranlığın sahibidir.”

129(Ey Rasûl’üm! Sen böyle onların üzerine titrerken) onlar hâlâ senden ve yolundan yüz çevirecek olurlarsa de ki: “Bana (yardımcı ve destekçi olarak) Allah kâfidir. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Ben O’na dayandım, O’na güvendim ve O, (bütün kâinatın, bütün varlıkların idare merkezi olan) Büyük Arş’ın Rabbi, (bütün kâinatın mutlak Sultanı, bütün varlıkların yegâne sığınağı, besleyip yaşatanı, koruyup gözetenidir).” (Tevbe, 129)

İçindekiler

Kapat