SABAH DUALARI
أَذْكَارُ الصَّبَاحِ
SABAH DUALARI
Sabah namazından sonra şöyle der:
بَعْدَ صَلَاةِ الصُّبْحِ يَقُولُ:
1Müslim, Mesâcid 135
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | أَنْتَSen | السَّلَامُSelâm'sın | وَمِنْكَve Sendendir | السَّلَامُesenlik |
Allahım, selam Sensin, bütün kusurlardan salimsin ve herkes için selamet kaynağısın.
| تَبَارَكْتَşânın yücedir | وَتَعَالَيْتَve mütealsin | يَا ذَاey sahibi | الْجَلَالِcelâl | وَالْإِكْرَامِve ikram |
Ey celâl ve ikram sahibi! Bereket Senin şiarın, ululuk da şanındır.
Sonra şöyle der:
وَيَقُولُ بَعْدَ ذٰلِكَ:
2Müslim, Zikir 30
| سُبْحَانَmünezzehtir | اللّٰهِAllah |
Allah, bütün noksan sıfatlardan münezzehtir.
| وَالْحَمْدُve hamd | لِلّٰهِAllah'adır |
Bütün hamd ü senalar O’nadır.
| وَلَاve yoktur | إِلٰهَilâh | إِلَّاbaşka | اللّٰهُAllah'tan | وَاللّٰهُve Allah | أَكْبَرُen büyüktür | وَلَاve yoktur | حَوْلَgüç | وَلَاve yoktur |
O’ndan başka ilah yoktur.
| قُوَّةَkuvvet | إِلَّاancak | بِاللّٰهِAllah iledir | الْعَلِيِّyüce | الْعَظِيمِazîm olan |
Gerçek güç ve kuvvet ululuk ve azamet tahtının yegane sultanı Allah’ındır.
Sonra Âyetü'l-Kürsî'yi okur:
ثُمَّ يَقْرَأُ:
3Bakara sûresi, 255. âyet (Âyetü'l-Kürsî)
| اَللهُAllah (ki) | لَۤاyoktur | اِلٰهَilah | اِلَّاbaşka | هُوَۚO'ndan | اَلْحَيُّHayy'dır | الْقَيُّومُۚKayyum'dur | لَا— | تَأْخُذُهُO'nu tutmaz | سِنَةٌne bir uyuklama | وَلَاve ne de | نَوْمٌۘbir uyku | لَهُO'nundur | مَاne | فِيvarsa | السَّمٰوَاتِgöklerde | وَمَاve ne | فِيvarsa | الْاَرْضِۘyerde | مَنْ— | ذَاkimdir | الَّذ۪يki | يَشْفَعُşefaat edebilir | عِنْدَهُۤkendisinin katında | اِلَّاdışında | بِاِذْنِه۪ۘO'nun izni | يَعْلَمُbilir | مَاolanı | بَيْنَ— | اَيْد۪يهِمْonların önünde | وَمَاve olanı | خَلْفَهُمْۚarkalarında | وَلَا— | يُح۪يطُونَkavrayamazlar | بِشَيْءٍhiçbir şey | مِنْ— | عِلْمِه۪ۤO'nun ilminden | اِلَّاdışında | بِمَاşeyler | شَۤاءَۚdilediği | وَسِعَkaplamıştır | كُرْسِيُّهُO'nun Kürsüsü | السَّمٰوَاتِgökleri | وَالْاَرْضَۚve yeri | وَلَا— | يَؤُۧدُهُO'na ağır gelmez | حِفْظُهُمَاۚonları koru(yup gözet)mek | وَهُوَO | الْعَلِيُّAliy'dir | الْعَظ۪يمُAzim'dir |
255. Allah o İlâhtır ki Kendisinden başka ilâh yoktur. Haydır, Kayyûm'dur, Kendisini ne bir uyuklama, ne uyku tutamaz. Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur. İzni olmadan huzurunda şefaat etmek kimin haddine? Yarattığı mahlûkların önünde ardında ne var, hepsini bilir. Mahlûklar ise O’nun dilediğinden başka, ilminden hiçbir şey kavrayamazlar. O’nun kürsüsü gökleri ve yeri kaplamıştır. Gökleri ve yeri koruyup gözetmek O’na ağır gelmez, O öyle ulu, öyle büyüktür.
Sonra 33 defa “Sübhânallâh”, 33 defa “Elhamdülillâh”, 33 defa “Allâhü ekber” der.
ثُمَّ يَقُولُ: سُبْحَانَ اللّٰهِ (٣٣)، اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ (٣٣)، اَللّٰهُ أَكْبَرُ (٣٣)
Sonra dilediği kadar dua eder... Ardından yüz defa “Lâ ilâhe illallâh” der.
ثُمَّ يَدْعُو مَا شَاءَ اللّٰهُ... ثُمَّ يَقُولُ مِائَةَ مَرَّةٍ: لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ
Sonra şöyle der:
ثُمَّ يَقُولُ:
4Eûzü-Besmele
| أَعُوذُsığınırım | بِاللّٰهِAllah'a | مِنَ-den | الشَّيْطَانِşeytan | الرَّجِيمِkovulmuş |
Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım.
| بِسْمِadıyla | اللّٰهِAllah'ın | الرَّحْمٰنِRahmân | الرَّحِيمِRahîm |
Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla
53 defa · Seyyidü'l-istiğfâr — Buhârî, Deavât 2
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | أَنْتَSensin | رَبِّيbenim Rabbim | لَاyoktur | إِلٰهَilâh | إِلَّاbaşka | أَنْتَSenden |
Allahım! Sen, benim Rabbimsin; Senden başka ilah yoktur.
| خَلَقْتَنِيbeni Sen yarattın | وَأَنَاve ben |
Beni Sen yarattın.
| عَبْدُكَSenin kulunum | وَأَنَاve ben | عَلَىüzereyim | عَهْدِكَSana verdiğim söz | وَوَعْدِكَve vaadin | مَا-dığı kadar | اسْتَطَعْتُgücümün yettiği |
Ben, Senin kulunum ve gücüm yettiğince Sana olan ahdime ve vaadime bağlıyım.
| أَعُوذُsığınırım | بِكَSana | مِنْ-den | شَرِّşerri | مَاşeylerin | صَنَعْتُişlediğim | أَبُوءُitiraf ederim | لَكَSana |
İşlediklerimin şerrinden Sana sığınırım.
| بِنِعْمَتِكَnimetini | عَلَيَّbenim üzerimdeki | وَأَبُوءُve itiraf ederim | لَكَSana | بِذَنْبِيgünahımı |
Üzerimdeki nimetlerini itiraf, günahlarımı da ikrar ederim.
| فَاغْفِرْöyleyse bağışla | لِيbeni | فَإِنَّهُçünkü şüphesiz | لَا-mez | يَغْفِرُbağışla | الذُّنُوبَgünahları | إِلَّاbaşkası | أَنْتَSenden | ٣ |
Beni bağışla; zira günahları sadece Sen bağışlarsın.
63 defa · Ebû Dâvûd, Edeb 101; Tirmizî, Deavât 13
| بِسْمِadıyla | اللّٰهِAllah'ın | الَّذِيO ki | لَا-mez | يَضُرُّzarar veremez | مَعَile beraber | اسْمِهِO'nun adı | شَيْءٌhiçbir şey | فِي-de | الْأَرْضِyer | وَلَاve ne de | فِي-de | السَّمَاءِgök | وَهُوَve O | السَّمِيعُhakkıyla işitendir | الْعَلِيمُhakkıyla bilendir | ٣ |
Yüce ismi anılınca ne yerde ne de gökte hiçbir şeyin zarar veremeyeceği Allah’ın ismiyle ki, O Semî ve Alîm’dir.
71 defa · Müslim, Zikir 54
| أَعُوذُsığınırım | بِكَلِمَاتِkelimelerine | اللّٰهِAllah'ın | التَّامَّاتِeksiksiz | مِنْ-den | شَرِّşerri | مَاşeyin | خَلَقَyarattığı | ١ |
Mahlûkâtının şerrinden Allah’ın tastamam kelimelerine sığınırım.
83 defa · Tirmizî, Fedâilü'l-Kur'ân 22
| أَعُوذُsığınırım | بِاللّٰهِAllah'a | السَّمِيعِhakkıyla işiten | الْعَلِيمِhakkıyla bilen | مِنَ-den | الشَّيْطَانِşeytan | الرَّجِيمِkovulmuş | بِسْمِadıyla | اللّٰهِAllah'ın | الرَّحْمٰنِRahmân | الرَّحِيمِRahîm | ٣ |
Allah’ın rahmetinden kovulmuş şeytanın şerrinden, her şeyi işiten ve bilen Allah’a sığınıyorum.
9Haşr sûresi, 22. âyet
| هُوَO | اللهُAllah'tır | الَّذ۪يki | لَۤاyoktur | اِلٰهَilah | اِلَّاbaşka | هُوَۚO'ndan | عَالِمُbilir | الْغَيْبِgörülmeyeni | وَالشَّهَادَةِۚve görüleni | هُوَO | الرَّحْمٰنُRahman'dır | الرَّح۪يمُRahim'dir |
22. Allah’tır gerçek İlah! O’ndan başka yoktur ilah. Görünmeyen ve görünen her şeyi bilir. O rahmandır, rahîmdir.
10Haşr sûresi, 23. âyet
| هُوَO | اللهُAllah'tır | الَّذ۪يki | لَۤاyoktur | اِلٰهَilah | اِلَّاbaşka | هُوَۚO'ndan | اَلْمَلِكُMelik'tir | الْقُدُّوسُKuddüs'tür | السَّلَامُSelam'dır | الْمُؤْمِنُMü'min'dir | الْمُهَيْمِنُMüheymin'dir | الْعَز۪يزُAziz'dir | الْجَبَّارُCebbar'dır | الْمُتَكَبِّرُۘMütekebbir'dir | سُبْحَانَyücedir | اللهِAllah | عَمَّا— | يُشْرِكُونَortak koşmalarından |
23. Allah’tır gerçek İlah! O’ndan başka yoktur ilah! O Melik’tir, Kuddûs’tür, Selâm’dır, Mü’min’dir, Müheymin’dir, Aziz’dir, Cebbar’dır, Mütekebbir’dir. Allah, müşriklerin iddialarından münezzeh ve yücedir.
11Haşr sûresi, 24. âyet
| هُوَO | اللهُAllah | الْخَالِقُHalik'tir | الْبَارِئُBari'dir | الْمُصَوِّرُMusavvir'dir | لَهُO'nundur | الْاَسْمَۤاءُisimler | الْحُسْنٰىۘen güzel | يُسَبِّحُtesbih ederler | لَهُO'nu | مَاbulunanlar | فِي— | السَّمٰوَاتِgöklerde | وَالْاَرْضِۚve yerde | وَهُوَve O | الْعَز۪يزُAziz'dir | الْحَك۪يمُHakim'dir |
24. Allah o gerçek İlahtır ki Halık’tır, Bârî’dir, Musavvir’dir. Hasılı, en güzel isimler ve vasıflar O’nundur. Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi O’nu tesbih ve tenzih eder. O, azizdir, hakimdir.
İhlâs sûresi (3 defa)
﴿قُلْ هُوَ اللّٰهُ أَحَدٌ...﴾ (٣)
12İhlâs sûresi
| قُلْde ki | هُوَO | اللهُAllah | اَحَدٌۚbirdir |
1. De ki: O, Allah; gerçek İlahtır, Bir’dir.
13112:2
| اَللهُAllah | الصَّمَدُۚSamed'dir |
2. Allah Samed’dir.
14112:3
| لَمْ— | يَلِدْdoğurmamıştır | وَلَمْve | يُولَدْۙdoğurulmamıştır |
3. Ne doğurdu, ne de doğuruldu.
15112:4
| وَلَمْve | يَكُنْolmamıştır | لَهُO'nun | كُفُوًاdengi | اَحَدٌhiçbir şey |
4. Ne de herhangi bir şey O’na denk oldu!
Felak sûresi (3 defa)
﴿قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ...﴾ (٣)
16Felak sûresi
| قُلْde ki | اَعُوذُsığınırım ben | بِرَبِّRabbe | الْفَلَقِۙkaranlığı yarıp sabahı ortaya çıkaran |
1. De ki: Sabahın Rabbine sığınırım:
17113:2
| مِنْ— | شَرِّşerrinden | مَاşeylerin | خَلَقَۙyarattığı |
2. Yarattığı şeylerin şerrinden,
18113:3
| وَمِنْve | شَرِّşerrinden | غَاسِقٍgecenin | اِذَاzaman | وَقَبَۙkaranlığı çöktüğü |
3. Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden,
19113:4
| وَمِنْve | شَرِّşerrinden | النَّفَّاثَاتِüfleyenlerin | فِي— | الْعُقَدِۙdüğümlere |
4. Düğümlere üfleyip büyü yapan büyücü kadınların şerrinden,
20113:5
| وَمِنْve | شَرِّşerrinden | حَاسِدٍhasedcinin | اِذَاzaman | حَسَدَhased ettiği |
5. Ve hased ettiği zaman hasetçinin şerrinden.
Nâs sûresi (3 defa)
﴿قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ...﴾ (٣)
21Nâs sûresi
| قُلْde ki | اَعُوذُsığınırım ben | بِرَبِّRabbine | النَّاسِۙinsanların |
1. De ki: İnsanların Rabbine,
22114:2
| مَلِكِpadişahına | النَّاسِۙinsanların |
2. İnsanların yegane Hükümdarına,
23114:3
| اِلٰهِİlah'ına | النَّاسِۙinsanların |
3. İnsanların İlahına sığınırım:
24114:4
| مِنْ— | شَرِّşerrinden | الْوَسْوَاسِvesvesecinin | الْخَنَّاسِۙsinsi |
4. O sinsi şeytanın şerrinden.
25114:5
| اَلَّذ۪يo ki | يُوَسْوِسُfısıldar | ف۪ي— | صُدُورِgöğüslerine | النَّاسِۙinsanların |
5. O ki insanların kalplerine vesvese verir,
26114:6
| مِنَ— | الْجِنَّةِcinlerden | وَالنَّاسِve insanlar(dan) |
6. O şeytan, cinlerden de olur, insanlardan da olur.
Rûm sûresi, 17-19. âyetler
﴿فَسُبْحَانَ اللّٰهِ حِينَ تُمْسُونَ...﴾
27Rûm sûresi, 17. âyet
| فَسُبْحَانَöyle ise tesbih edin | اللهِAllah'ı | ح۪ينَzaman | تُمْسُونَakşama girdiğiniz | وَح۪ينَve zaman | تُصْبِحُونَsabaha erdiğiniz |
17. Haydi siz akşama girerken, sabaha çıkarken Allah’ı takdis ve tenzih edin, namaz kılın!
28Rûm sûresi, 18. âyet
| وَلَهُO'na mahsustur | الْحَمْدُhamd | فِي— | السَّمٰوَاتِgöklerde | وَالْاَرْضِve yerde | وَعَشِيًّاve günün sonunda | وَح۪ينَve zaman | تُظْهِرُونَöğleye erdiğiniz |
18. Göklerde ve yerde hamd, güzel övgü O’na mahsustur. İkindi vaktinde de, öğleye girerken de, O’nu takdis ve tenzih edin, namaz kılın!
29Rûm sûresi, 19. âyet
| يُخْرِجُçıkarır | الْحَيَّdiri | مِنَ— | الْمَيِّتِölüden | وَيُخْرِجُve çıkarır | الْمَيِّتَölü | مِنَ— | الْحَيِّdiriden | وَيُحْيِve diriltir | الْاَرْضَyeri | بَعْدَsonra | مَوْتِهَاۘölümünden | وَكَذٰلِكَişte siz de öyle | تُخْرَجُونَ۟çıkarılacaksınız |
19. O, ölüden diriyi çıkarır, diriden ölüyü çıkarır ve ölmüş toprağa hayat verir. İşte siz de öldükten sonra böylece diriltileceksiniz.
30Tirmizî, Deavât 13
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | بِكَSeninle | أَصْبَحْنَاsabahladık | وَبِكَve Seninle | أَمْسَيْنَاakşamladık | وَبِكَve Seninle | نَحْيَاyaşarız | وَبِكَve Seninle | نَمُوتُölürüz |
Allahım! Senin inayetinle sabahladık; Senin inayetinle akşamladık; Senin inayetinle yaşar, Senin izninle ölürüz.
| وَإِلَيْكَve Sanadır | النُّشُورُdiriliş |
Dönüş de Sanadır.
31Buhârî, Deavât 7
| اَلْحَمْدُhamdolsun | لِلّٰهِAllah'a | الَّذِيO ki | أَحْيَانَاbizi diriltti | بَعْدَsonra | مَا-den | أَمَاتَنَاbizi öldürdükten |
Hamd, canımızı aldıktan sonra bizi tekrar dirilten Allah’a mahsustur.
| وَإِلَيْهِve O'nadır | النُّشُورُdiriliş |
Dönüş de O’nadır.
32Ebû Dâvûd, Edeb 101
| لَاyoktur | إِلٰهَilâh | إِلَّاbaşka | أَنْتَSenden | لَاyoktur |
Allahım, Senden başka ilah yoktur.
Senin şerîkin de bulunmaz.
| سُبْحَانَكَSeni tesbih ederim | اللّٰهُمَّAllah'ım | أَسْتَغْفِرُكَSenden bağışlanma dilerim | لِذَنْبِيgünahım için | وَأَسْأَلُكَve Senden isterim | رَحْمَتَكَrahmetini | اَللّٰهُمَّAllah'ım |
Allahım, Seni, yüce şanına yaraşmayacak her eksiklikten tenzih ediyor, günahlarımı bağışlamanı ve rahmetini diliyorum.
| زِدْنِيbeni artır | عِلْمًاilimce | وَلَاve -me | تُزِغْkaydırma | قَلْبِيkalbimi | بَعْدَsonra | إِذْ-dıktan | هَدَيْتَنِيbana hidayet verdikten | وَهَبْve bağışla |
Allahım, ilmimi artır ve bana hidayet verdikten sonra kalbimi kaydırma.
| لِيbana | مِنْ-den | لَدُنْكَkatın | رَحْمَةًbir rahmet |
Yüce nezdinden bana rahmetini lutfet.
| إِنَّكَşüphesiz Sen | أَنْتَSensin | الْوَهَّابُçokça bağışlayan |
Şüphesiz ki, Sen çok lütufkârsın.
3310 defa · Salavât-ı şerîfe — Buhârî, Enbiyâ 10
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | صَلِّrahmet et | عَلَىüzerine | سَيِّدِنَاefendimiz | مُحَمَّدٍMuhammed | وَعَلَىve üzerine | آلِâli | سَيِّدِنَاefendimiz | مُحَمَّدٍMuhammed'in | كَمَاnasıl ki | صَلَّيْتَrahmet ettiysen | عَلَىüzerine | سَيِّدِنَاefendimiz | إِبْرَاهِيمَİbrâhim | وَعَلَىve üzerine | آلِâli | سَيِّدِنَاefendimiz | إِبْرَاهِيمَİbrâhim'in |
Allahım! Efendimiz Hazreti İbrahim ve ailesine salât ettiğin gibi, Efendimiz Hazreti Muhammed ve âline de salât et.
| إِنَّكَşüphesiz Sen | حَمِيدٌhamde lâyıksın | مَجِيدٌşanı yücesin | ١٠ |
Muhakkak ki Sen, her bakımdan hamde layık ve şanı yüce olansın.
3410 defa · Salavât-ı şerîfe — Buhârî, Enbiyâ 10
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | بَارِكْbereket ver | عَلَىüzerine | سَيِّدِنَاefendimiz | مُحَمَّدٍMuhammed | وَعَلَىve üzerine | آلِâli | سَيِّدِنَاefendimiz | مُحَمَّدٍMuhammed'in | كَمَاnasıl ki | بَارَكْتَbereket verdiysen | عَلَىüzerine | سَيِّدِنَاefendimiz | إِبْرَاهِيمَİbrâhim | وَعَلَىve üzerine | آلِâli | سَيِّدِنَاefendimiz | إِبْرَاهِيمَİbrâhim'in |
Allahım! Efendimiz Hazreti İbrahim ve ailesine bereket ihsan ettiğin gibi, Efendimiz Hazreti Muhammed ve âline de bereket ihsan et.
| إِنَّكَşüphesiz Sen | حَمِيدٌhamde lâyıksın | مَجِيدٌşanı yücesin | ١٠ |
Muhakkak ki Sen, her bakımdan hamde layık ve şanı yüce olansın.
353 defa · Ebû Dâvûd, Edeb 101
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | إِنِّيşüphesiz ben | أَصْبَحْتُsabahladım | أُشْهِدُكَSeni şahit tutarak | وَأُشْهِدُve şahit tutarak | حَمَلَةَtaşıyıcılarını | عَرْشِكَarşının | وَمَلَائِكَتَكَve meleklerini | وَجَمِيعَve bütün | خَلْقِكَyarattıklarını | بِأَنَّكَşuna ki Sen | أَنْتَSensin | اللّٰهُAllah | الَّذِيO ki | لَاyoktur | إِلٰهَilâh | إِلَّاbaşka | أَنْتَSenden | وَأَنَّve şuna ki | مُحَمَّدًاMuhammed | عَبْدُكَSenin kulun | وَرَسُولُكَve resûlündür | ٣ |
Allahım! Senden başka ilah olmadığına ve Hazreti Muhammed (aleyhissalâtü vesselam)’ın Senin kulun ve rasûlün olduğuna; Seni, hamele-i arşını, meleklerini ve bütün mahlûkâtını şâhit tutarak sabahladım.
36Lebbeyk duası — Nesâî, Sehiv 61 (mânâsıyla)
| لَبَّيْكَbuyur emrindeyim | اَللّٰهُمَّAllah'ım | لَبَّيْكَbuyur emrindeyim | لَبَّيْكَbuyur emrindeyim |
Lebbeyk, buyur Allahım buyur, emrine geldim.
| وَسَعْدَيْكَve saadet Sana kulluktadır |
Her zaman gelmeye de âmâdeyim.
| وَالْخَيْرُve hayır | فِي-dedir | يَدَيْكَSenin elin | وَمِنْكَve Sendendir | وَإِلَيْكَve Sanadır |
Hayır Senin elindedir; Senden gelir ve yine Sana döner.
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | مَاne | قُلْتُsöylediysem | مِنْ-den | قَوْلٍsöz | أَوْveya | حَلَفْتُyemin ettiysem | مِنْ-den | حَلِفٍyemin | أَوْveya | نَذَرْتُadadıysam | مِنْ-den | نَذْرٍadak | أَوْveya | عَمِلْتُyaptıysam | مِنْ-den | عَمَلٍamel | فَمَشِيئَتُكَSenin dilemen | بَيْنَarasındadır | يَدَيْönü | ذٰلِكَbunların | كُلِّهِhepsinin |
Allahım, bir söz söylemiş, bir yemin etmiş, bir nezirde bulunmuş yahut bir amel işlemiş olmayayım ki, Sen hepsini önceden dilemiş olmayasın.
Neyi ki diledin, o olmuştur.
| كَانَo olur | وَمَاve ne | لَمْ-mediyse | تَشَأْdile |
Olmamasını dilediğin şey de olmamıştır.
| لَمْ-maz | يَكُنْol | وَلَاve yoktur | حَوْلَgüç | وَلَاve yoktur | قُوَّةَkuvvet | إِلَّاancak |
Gerçek güç ve kuvvet ancak Sana aittir.
| بِكَSeninledir | إِنَّكَşüphesiz Sen | عَلَى-e | كُلِّher |
Şüphesiz Senin gücün her şeye yeter.
| شَيْءٍşey | قَدِيرٌkādirsin | اَللّٰهُمَّAllah'ım | مَاne | صَلَّيْتُsalât ettiysem | مِنْ-den | صَلَاةٍsalât | فَعَلَىonadır | مَنْkimseye | صَلَّيْتَSenin salât ettiğin | وَمَاve ne | لَعَنْتُlânet ettiysem | مِنْ-den | لَعْنٍlânet | فَعَلَىonadır | مَنْkimseye | لَعَنْتَSenin lânet ettiğin |
Allahım, yaptığım her dua, Senin rahmetinle muamelede bulunduğun, ettiğim her lanet de Senin lanet ettiğin kimsenin üzerine olsun.
| إِنَّكَşüphesiz Sen | وَلِيِّيbenim velimsin | فِي-da | الدُّنْيَاdünya | وَالْآخِرَةِve âhirette | تَوَفَّنِيcanımı al | مُسْلِمًاmüslüman olarak | وَأَلْحِقْنِيve beni kat | بِالصَّالِحِينَsâlihlere |
Sen dünyada ve ahirette benim yüce dostum ve velimsin; beni müslüman olarak öldür ve salih kulların zümresine ilhak buyur.
37Ebû Dâvûd, Salât 143 (mânâsıyla)
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | إِنِّيşüphesiz ben | أَسْأَلُكَSenden istiyorum | الرِّضَاrızâyı | بَعْدَsonra | الْقَضَاءِkazâdan | وَبَرْدَve serinliğini | الْعَيْشِhayatın | بَعْدَsonra | الْمَوْتِölümden | وَلَذَّةَve lezzetini | النَّظَرِbakmanın | إِلَى-e | وَجْهِكَcemâline | وَشَوْقًاve şevk | إِلَى-e | لِقَائِكَSana kavuşmaya | مِنْ-sız | غَيْرِolmak | ضَرَّاءَbir zarar | مُضِرَّةٍzarar veren | وَلَاve ne de | فِتْنَةٍbir fitne | مُضِلَّةٍsaptıran | وَأَعُوذُve sığınırım | بِكَSana | أَنْ-den | أَظْلِمَzulmetmek | أَوْveya | أُظْلَمَzulme uğramak | أَوْveya | أَعْتَدِيَhaddi aşmak | أَوْveya | يُعْتَدَىhaddi aşılması | عَلَيَّbana karşı | أَوْveya | أَكْسِبَkazanmak | خَطِيئَةًbir hata | أَوْveya | ذَنْبًاbir günah | لَا-mayan | يُغْفَرُbağışlan |
Allahım, Senden, muzır bir şeye ve saptırıcı bir fitneye uğramaksızın, kazaya rıza, ölümden sonra rahat bir hayat, cemâline bakma lezzeti ve Sana kavuşma iştiyakı istiyor; zulmetmekten ya da zulme uğramaktan, düşmanlıkta bulunmaktan veya düşmanlığa maruz kalmaktan, hata işlemekten yahut bağışlanmayacak bir günaha girmekten Sana sığınıyorum.
38Şehâdet duası
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | فَاطِرَyaratıcısı | السَّمٰوَاتِgöklerin | وَالْأَرْضِve yerin | عَالِمَbilen | الْغَيْبِgaybı | وَالشَّهَادَةِve görüneni | ذَاsahibi | الْجَلَالِcelâl | وَالْإِكْرَامِve ikram |
Gökleri ve yeri yaratan, hem gayb hem de şehadet âlemlerini bilen, celâl ve ikram sahibi Allahım!
| فَإِنِّيişte ben | أَعْهَدُsöz veriyorum | إِلَيْكَSana | فِي-da | هٰذِهِbu | الْحَيَاةِhayat | الدُّنْيَاdünya | وَأُشْهِدُكَve Seni şahit tutuyorum |
Şu dünya hayatında Sana söz veriyor ve Seni sözüme şahit tutuyorum.
| وَكَفَىve yeter | بِكَSen | شَهِيدًاşahit olarak | إِنِّيşüphesiz ben |
Zaten Sen şahid olarak yetersin.
| أَشْهَدُşehâdet ederim | أَنْki | لَاyoktur | إِلٰهَilâh | إِلَّاbaşka | أَنْتَSenden | وَحْدَكَSen teksin | لَاyoktur | شَرِيكَortak | لَكَSenin | لَكَSenindir | الْمُلْكُmülk | وَلَكَve Sanadır | الْحَمْدُhamd |
Şehadet ederim ki, Senden başka ilah yoktur; birsin; ortağın bulunmaz; mülk Senindir, hamd Sana mahsustur ve Senin gücün her şeye yeter.
| وَأَنْتَve Sen | عَلَى-e | كُلِّher | شَيْءٍşey | قَدِيرٌkādirsin | وَأَشْهَدُve şehâdet ederim | أَنَّki | مُحَمَّدًاMuhammed | عَبْدُكَSenin kulun | وَرَسُولُكَve resûlündür | وَأَشْهَدُve şehâdet ederim |
Yine şehadet ederim ki, Hazreti Muhammed (sallallahü aleyhi vesellem) Senin kulun ve Rasûlündür.
| أَنَّki | وَعْدَكَSenin vaadin | حَقٌّhaktır | وَلِقَاءَكَve Sana kavuşmak | حَقٌّhaktır | وَالسَّاعَةَve kıyamet | آتِيَةٌgelecektir | لَاyoktur | رَيْبَşüphe | فِيهَاonda | وَأَنَّكَve şüphesiz Sen | تَبْعَثُdirilteceksin | مَنْkimseleri | فِي-deki | الْقُبُورِkabirler |
Vaadinin hak, Senin huzuruna çıkmanın da hak olduğuna, Kıyamet saatinin katiyen geleceğine ve Senin kabirdekileri dirilteceğine de şehadet ederim.
| وَأَنَّكَve şüphesiz Sen | إِنْeğer | تَكِلْنِيbeni bırakırsan | إِلَى-e | نَفْسِيnefsim | تَكِلْنِيbeni bırakmış olursun | إِلَى-e | ضَعْفٍacizlik | وَعَوْرَةٍve açık veren hâle | وَذَنْبٍve günaha |
Şayet beni nefsime bırakırsan, o zaman zaaf, kusur, günah ve hatalarla baş başa bırakmış olursun.
| وَخَطِيئَةٍve hataya | وَإِنِّيve şüphesiz ben | لَا-mem | أَثِقُgüven | إِلَّاbaşkasına | بِرَحْمَتِكَrahmetinden |
Ben sadece Senin rahmetine itimat ediyorum.
| فَاغْفِرْöyleyse bağışla | لِيbenim | ذُنُوبِيgünahlarımı | كُلَّهَاhepsini | إِنَّهُşüphesiz | لَا-mez | يَغْفِرُbağışla | الذُّنُوبَgünahları |
Ne olur, bütün günahlarımı bağışla; zira günahları ancak Sen bağışlarsın.
| إِلَّاbaşkası | أَنْتَSenden | وَتُبْve tövbemi kabul et | عَلَيَّbenim | إِنَّكَşüphesiz Sen | أَنْتَSensin | التَّوَّابُtövbeleri çok kabul eden | الرَّحِيمُçok merhametli |
Tevbemi kabul buyur, çünkü Sen, tevbe yollarını açan ve o tevbeleri kabul eden Tevvâb ü Rahîmsin.
39Uyanınca okunan dua
| اَلْحَمْدُhamdolsun | لِلّٰهِAllah'a | الَّذِيO ki | خَلَقَyarattı | النَّوْمَuykuyu | وَالْيَقَظَةَve uyanıklığı |
Uykuyu ve uyanıklığı yaratan Cenab-ı Allah’a hamdolsun.
| اَلْحَمْدُhamdolsun | لِلّٰهِAllah'a | الَّذِيO ki | بَعَثَنِيbeni uyandırdı | سَالِمًاsağlıklı | سَوِيًّاve eksiksiz olarak |
Beni sağ-salim ve her uzvum yerli yerinde dirilten Allah’a hamdolsun.
| أَشْهَدُşehâdet ederim | أَنَّki | اللّٰهَAllah | يُحْيِيdiriltir | الْمَوْتَىölüleri | وَهُوَve O | عَلَى-e | كُلِّher | شَيْءٍşey | قَدِيرٌkādirdir |
Şehadet ederim ki, Allah ölüleri de diriltir ve O, her şeye gücü yetendir.
40Ebû Dâvûd, Edeb 101 (mânâsıyla)
| أَصْبَحْنَاsabahladık | وَأَصْبَحَve sabahladı | الْمُلْكُmülk | لِلّٰهِAllah'ın olarak | عَزَّaziz | وَجَلَّve celîl olan |
Biz de, bütün mülk de, Azîz ve Celîl olan Allah’a ait olarak sabahladık.
| وَالْحَمْدُve hamd | لِلّٰهِAllah'adır | وَالْكِبْرِيَاءُve büyüklük | وَالْعَظَمَةُve azamet | لِلّٰهِAllah'ındır |
Hamd Allah’a mahsustur; ululuk ve azamet yalnız Allah’ındır.
| وَالْخَلْقُve yaratma | وَالْأَمْرُve emir | وَاللَّيْلُve gece | وَالنَّهَارُve gündüz | وَمَاve ne varsa | يَسْكُنُbarınan | فِيهِمَاo ikisinde | لِلّٰهِAllah'ındır | وَحْدَهُyalnızca O'nun | اَللّٰهُمَّAllah'ım | اجْعَلْkıl | أَوَّلَbaşını | هٰذَاbu | النَّهَارِgünün | صَلَاحًاsalâh | وَأَوْسَطَهُve ortasını | فَلَاحًاfelâh | وَآخِرَهُve sonunu | نَجَاحًاbaşarı | أَسْأَلُكَSenden istiyorum | خَيْرَhayrını | الدُّنْيَاdünyanın | وَالْآخِرَةِve âhiretin | يَاey | أَرْحَمَen merhametlisi | الرَّاحِمِينَmerhamet edenlerin |
Yaratma da, emir de, gece ve gündüz de, gece ile gündüzü mesken tutmuş her şey de yalnızca Allah’a aittir.
413 defa · Buhârî, Deavât 36
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | إِنِّيşüphesiz ben | أَعُوذُsığınırım | بِكَSana | مِنَ-den | الْهَمِّkaygı | وَالْحَزَنِve hüzünden | وَأَعُوذُve sığınırım | بِكَSana | مِنَ-den | الْعَجْزِacizlik | وَالْكَسَلِve tembellikten | وَأَعُوذُve sığınırım | بِكَSana | مِنَ-den | الْجُبْنِkorkaklık | وَالْبُخْلِve cimrilikten | وَأَعُوذُve sığınırım | بِكَSana | مِنْ-den | غَلَبَةِbaskısı | الدَّيْنِborcun | وَقَهْرِve zorbalığından | الرِّجَالِinsanların | ٣ |
Allahım! Her türlü gam ve hüzünden Sana sığınıyorum; acizlik ve tembellikten de Sana sığınıyorum; korkaklık ve cimrilikten de yine Sana sığınıyorum; borca mağlup olmaktan ve düşmanların kahrına uğramaktan da yine Sana sığınıyorum.
42Müslim, Zikir 75 (mânâsıyla)
| أَصْبَحْنَاsabahladık | وَأَصْبَحَve sabahladı | الْمُلْكُmülk | لِلّٰهِAllah'ın olarak | لَاyoktur | شَرِيكَortak | لَهُO'nun | لَاyoktur |
Biz de, bütün mülk de, Allah’a ait olarak sabahladık; O’nun ortağı yoktur.
| إِلٰهَilâh | إِلَّاbaşka | هُوَO'ndan | وَإِلَيْهِve O'nadır | النُّشُورُdiriliş |
O’ndan başka ilah bulunmaz ve dönüş de yine O’nadır.
434 defa · Tirmizî, Deavât 14
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | فَاطِرَyaratıcısı | السَّمٰوَاتِgöklerin | وَالْأَرْضِve yerin | عَالِمَbilen | الْغَيْبِgaybı | وَالشَّهَادَةِve görüneni | رَبَّRabbi | كُلِّher | شَيْءٍşeyin |
Gökleri ve yeri yaratan, hem gayb hem de şehadet âlemini bilen, her şeyin Rabbi ve Sahibi olan Allahım!
| وَمَلِيكَهُve mâliki | أَشْهَدُşehâdet ederim | أَنْki | لَاyoktur | إِلٰهَilâh | إِلَّاbaşka | أَنْتَSenden |
Şehadet ederim ki, Senden başka ilah yoktur.
| أَعُوذُsığınırım | بِكَSana | مِنْ-den | شَرِّşerri | نَفْسِيnefsimin | وَشَرِّve şerrinden | الشَّيْطَانِşeytanın | وَشِرْكِهِve onun şirkinden | وَأَنْve -tan | أَقْتَرِفَişlemek | عَلَىaleyhine | نَفْسِيnefsim | سُوءًاbir kötülük | أَوْveya | أَنْ-tan | أَجُرَّهُonu bulaştırmak | عَلَى-a | مُسْلِمٍbir müslüman | ٤ |
Nefsimin ve şeytanın şerrinden, onun her türlü tuzağından, günah işleyerek kendi nefsime zulmetmekten veya başka bir müslümana kötülük dokundurmaktan Sana sığınırım.
44Hâkim, Müstedrek
| يَاey | حَيُّHayy | يَاey | قَيُّومُKayyûm | بِرَحْمَتِكَrahmetinle | أَسْتَغِيثُyardım diliyorum | أَصْلِحْıslah et | لِيbenim | شَأْنِيhâlimi | كُلَّهُtamamen | وَلَاve -me | تَكِلْنِيbeni bırakma | إِلَى-e | نَفْسِيnefsim | طَرْفَةَgöz açıp kapayıncaya | عَيْنٍkadar bile |
Ya Hayy u ya Kayyûm! Rahmetin hürmetine Senden yardım dileniyorum; her halimi ıslah buyur ve göz açıp kapayıncaya kadar olsun beni nefsime terk etme.
45Münâcât
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | أَنْتَSensin | أَحَقُّen lâyık olan | مَنْkimselerin | ذُكِرَanılan | وَأَحَقُّve en lâyıksın | مَنْkimselerin | عُبِدَkulluk edilen |
Allahım! Adı anılmaya en layık olan Sen, kullukta bulunulmaya en layık olan da yine Sensin.
| وَأَنْصَرُve en çok yardım edensin | مَنِkimselerin | ابْتُغِيَkendisinden istenen | وَأَرْأَفُve en şefkatlisin | مَنْkimselerin | مَلَكَhükmü elinde olan | وَأَجْوَدُve en cömertsin | مَنْkimselerin | سُئِلَkendisinden istenen | وَأَوْسَعُve en genişsin | مَنْkimselerin | أَعْطَىveren | أَنْتَSen |
Sensin yardım istenilenlerin en çok yardım edeni, güç sahiplerinin en şefkatlisi, kapısında bir şeyler dilenilenlerin en cömerdi ve verenlerin eli en açık olanı.
| الْمَلِكُMelik'sin | لَاyoktur | شَرِيكَortak | لَكَSenin |
Sensin her şeyin, ortağı olmayan yegane sahibi ve hâkimi.
| وَالْفَرْدُve Ferd'sin | لَاyoktur | نِدَّdenk |
Sensin eşi ve benzeri olmayan biricik varlık.
| لَكَSana | كُلُّher | شَيْءٍşey | هَالِكٌyok olucudur | إِلَّاbaşka | وَجْهَكَSenin zâtından |
Senden başka ne varsa hepsi yok olmaya mahkûmdur.
| لَنْasla -mez | تُطَاعَitaat edilemez Sana | إِلَّاancak | بِإِذْنِكَizninle | وَلَنْve asla -mez | تُعْصَىisyan edilemez Sana | إِلَّاancak | بِعِلْمِكَilminle | تُطَاعُSana itaat edilir | فَتَشْكُرُSen mükâfatlandırırsın |
Sana, ancak Senin iznin ile itaat edilir ve Sen isyan edenleri de mutlaka bilirsin. Sana itaat edilir, karşılığını verirsin.
| وَتُعْصَىve Sana isyan edilir | فَتَغْفِرُSen bağışlarsın |
İsyan edilir, affedersin.
| أَقْرَبُen yakınsın | شَهِيدٍşahit olarak | وَأَدْنَىve en yakınsın | حَفِيظٍkoruyucu olarak | حُلْتَgirdin |
Her şeye en yakın şahit Sen, en yakın koruyucu da yine Sensin.
| دُونَönüne | النُّفُوسِnefislerin | وَأَخَذْتَve tuttun | بِالنَّوَاصِيalınlardan | وَكَتَبْتَve yazdın | الْآثَارَizleri | وَنَسَخْتَve tespit ettin |
Nefislerin önüne geçer ve perçemlerden yakalarsın.
| الْآجَالَecelleri | اَلْقُلُوبُkalpler |
İnsanların yaptıklarını yazar ve ecellerini takdir edersin.
| لَكَSana | مُفْضِيَةٌaçıktır | وَالسِّرُّve sır |
Kalbler sırlarını Sana açar, dolayısıyla her gizli Sana ayandır.
| عِنْدَكَSenin katında | عَلَانِيَةٌaşikârdır | اَلْحَلَالُhelâl | مَاşeydir | أَحْلَلْتَSenin helâl kıldığın | وَالْحَرَامُve haram | مَاşeydir | حَرَّمْتَSenin haram kıldığın | وَالدِّينُve din | مَاşeydir | شَرَعْتَSenin meşrû kıldığın | وَالْأَمْرُve iş | مَاşeydir |
Helal, Senin helal kıldığın, haram da Senin haram buyurduğundur.
| قَضَيْتَSenin hükmettiğin |
Din, Senin teşri kıldığın; emir de Senin hükmettiğindir.
| وَالْخَلْقُve mahlûkat | خَلْقُكَSenin yarattığındır | وَالْعَبْدُve kul | عَبْدُكَSenin kulundur | وَأَنْتَve Sen |
Mahlûkat, Senin varlığın; kul da Senin kulundur.
| اللّٰهُAllah'sın | الرَّؤُوفُçok şefkatli | الرَّحِيمُçok merhametli |
Sen, Raûf ve Rahîm Allah’sın.
| أَسْأَلُكَSenden istiyorum | بِنُورِnuru hakkı için | وَجْهِكَzâtının | الَّذِيki o | أَشْرَقَتْaydınlandı | لَهُonunla | السَّمٰوَاتُgökler | وَالْأَرْضُve yer | وَبِكُلِّve her | حَقٍّhak | هُوَki o | لَكَSenindir | وَبِحَقِّve hakkı için | السَّائِلِينَdileyenlerin | عَلَيْكَSenden | أَنْ-ni | تُقِيلَنِيbeni bağışlamanı | فِي-de | هٰذِهِbu | الْغَدَاةِsabah vakti | وَفِيve -de | هٰذِهِbu | الْعَشِيَّةِakşam vakti | وَأَنْve -ni | تُجِيرَنِيbeni korumanı | مِنَ-den | النَّارِateş | بِقُدْرَتِكَkudretinle |
Göklerin ve yerin kendisiyle parıldadığı yüzünün nuru hürmetine, Sana ait her bir hak hürmetine ve Senden isteyen kulların hürmetine beni şu günün sabahında ve akşamında affetmeni ve kudretinle Cehennem ateşinden korumanı diliyorum.
Tevbe sûresi, 129. âyet (7 defa)
﴿حَسْبِيَ اللّٰهُ لَا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ...﴾ (٧)
467 defa · Tevbe sûresi, 129. âyet
| فَاِنْeğer | تَوَلَّوْاyüz çevirirlerse | فَقُلْde ki | حَسْبِيَbana yeter | اللهُۘAllah | لَۤاyoktur | اِلٰهَilah | اِلَّاbaşka | هُوَۘO'ndan | عَلَيْهِO'na | تَوَكَّلْتُdayandım | وَهُوَve O | رَبُّRabbidir | الْعَرْشِArş'ın | الْعَظ۪يمِbüyük | ٧ |
129. Buna rağmen aldırmaz, yüz çevirirlerse, ey Resulüm de ki: “Allah bana yeter. O’ndan başka tanrı yoktur. Ben yalnız O’na dayanırım. Çünkü O, büyük Arş’ın, muazzam hükümranlığın sahibidir.”
473 defa · Müslim, Zikir 13; Ebû Dâvûd, Edeb 101
| رَضِينَاrazı olduk | بِاللّٰهِAllah'tan | رَبًّاRab olarak | وَبِالْإِسْلَامِve İslâm'dan | دِينًاdin olarak | وَبِمُحَمَّدٍve Muhammed'den | رَسُولًاresûl olarak |
Rabb olarak Allah’tan, Din olarak İslam’dan, Rasûl olarak da Hazreti Muhammed (sallallahü aleyhi vesellem)’den razı olduk.
| رَضِيتُrazı oldum | بِاللّٰهِAllah'tan | رَبًّاRab olarak | وَبِالْإِسْلَامِve İslâm'dan | دِينًاdin olarak | وَبِمُحَمَّدٍve Muhammed'den | نَبِيًّاnebî olarak | ٣ |
Rabb olarak Allah’tan, Din olarak İslam’dan, Nebî olarak da Hazreti Muhammed (sallallahü aleyhi vesellem)’den razı oldum.
48Ebû Dâvûd, Edeb 101
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | مَاne | أَصْبَحَsabahladıysa | بِيbende | مِنْ-den | نِعْمَةٍnimet | أَوْveya | بِأَحَدٍbirinde | مِنْ-den | خَلْقِكَyarattıkların | فَمِنْكَo Sendendir | وَحْدَكَyalnız Senden |
Allahım, bu günün sabahında benim üzerimde ya da mahlûkatından herhangi biri üzerinde olan her bir nimet ancak Sendendir.
| لَاyoktur | شَرِيكَortak | لَكَSenin |
Senin ortağın yoktur.
| فَلَكَöyleyse Sanadır | الْحَمْدُhamd | وَلَكَve Sanadır | الشُّكْرُşükür |
Hamd de Sana mahsus, şükür de yine Sana mahsustur.
49Dua
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | إِنِّيşüphesiz ben | أَسْأَلُكَSenden istiyorum | مِنْ-ni | فُجَاءَةِansızın gelenini | الْخَيْرِhayrın | وَأَعُوذُve sığınırım | بِكَSana | مِنْ-den | فُجَاءَةِansızın geleninden | الشَّرِّşerrin |
Allahım, Senden sürpriz hayırlar diler ve beklenmedik şerlerden Sana sığınırım.
50Dua
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | إِنِّيşüphesiz ben | أَصْبَحْتُsabahladım | مِنْكَSenden gelen | فِيiçinde | نِعْمَةٍbir nimet | وَعَافِيَةٍve âfiyet | وَسِتْرٍve örtü |
Allahım, şu sabaha Senden gelen bir nimet ve afiyet ile ve günahlarım örtülmüş olarak çıktım.
| فَأَتِمَّöyleyse tamamla | نِعْمَتَكَnimetini | عَلَيَّüzerimdeki | وَعَافِيَتَكَve âfiyetini | وَسِتْرَكَve örtünü | فِي-da | الدُّنْيَاdünya | وَالْآخِرَةِve âhirette |
Dünyada ve ahirette üzerimdeki nimetini, afiyetini ve setrini tamamlamanı diliyorum.
51Dua
| رَبِّيَRabbim | اللّٰهُAllah'tır | تَوَكَّلْتُtevekkül ettim | عَلَى-a | اللّٰهِAllah |
Rabbim Allah’tır, tevekkülüm de Allah’adır.
| لَاyoktur | إِلٰهَilâh | إِلَّاbaşka | هُوَO'ndan |
O’ndan başka ilah yoktur.
| عَلَيْهِO'na | تَوَكَّلْتُtevekkül ettim | وَهُوَve O |
O’na tevekkül ettim.
| رَبُّRabbidir | الْعَرْشِarşın | الْعَظِيمِbüyük |
O, Arş-ı Azîm’in Rabbi’dir.
| لَاyoktur | إِلٰهَilâh | إِلَّاbaşka | اللّٰهُAllah'tan | الْعَلِيُّyüce | الْعَظِيمُazîm olan | مَاne | شَاءَdilediyse | اللّٰهُAllah |
Ululuk ve azamet sahibi Allah’tan başka bir ilah yoktur.
| كَانَo oldu | وَمَاve ne | لَمْ-mediyse | يَشَأْdile | لَمْ-madı | يَكُنْol | أَعْلَمُbilirim | أَنَّki |
O, ne dilemişse olmuş, olmamasını dilediği de olmamıştır.
| اللّٰهَAllah | عَلَى-e | كُلِّher | شَيْءٍşey | قَدِيرٌkādirdir | وَأَنَّve ki | اللّٰهَAllah | قَدْmuhakkak | أَحَاطَkuşatmıştır | بِكُلِّher | شَيْءٍşeyi | عِلْمًاilmiyle |
Biliyorum ki, Allah’ın gücü her şeye yeter ve Allah, ilmiyle her şeyi kuşatmıştır.
52Dua
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | أَنْتَSensin | رَبِّيbenim Rabbim | لَاyoktur | إِلٰهَilâh | إِلَّاbaşka | أَنْتَSenden | عَلَيْكَSana | تَوَكَّلْتُtevekkül ettim |
Allahım, Sen benim Rabbimsin; Senden başka ilah yok; Sana tevekkül ettim.
| وَأَنْتَve Sen | رَبُّRabbisin | الْعَرْشِarşın | الْعَظِيمِbüyük | مَاne |
Sen, Arş-ı Azîm’in Rabbisin.
| شَاءَdilediyse | اللّٰهُAllah | كَانَo oldu | وَمَاve ne | لَمْ-mediyse | يَشَأْdile | لَمْ-madı | يَكُنْol | لَاyoktur | حَوْلَgüç | وَلَاve yoktur | قُوَّةَkuvvet |
Allah, neyi dilediyse o olmuş, olmamasını dilediği de olmamıştır; güç ve kuvvet, ululuk ve azamet sahibi Allah’ındır.
| إِلَّاancak | بِاللّٰهِAllah iledir | الْعَلِيِّyüce | الْعَظِيمِazîm olan | اَللّٰهُمَّAllah'ım | إِنِّيşüphesiz ben | أَعُوذُsığınırım | بِكَSana | مِنْ-den | شَرِّşerri | نَفْسِيnefsimin | وَمِنْve -den | شَرِّşerrinden | كُلِّher | دَابَّةٍcanlının | أَنْتَSen | آخِذٌtutansın | بِنَاصِيَتِهَاonun alnından |
Allahım! Nefsimin ve perçeminden tuttuğun her canlının şerrinden Sana sığınırım. "Şüphesiz ki Rabbim, dosdoğru bir yol üzerindedir.
53Hûd sûresi, 56. âyetten
| اِنّ۪يşüphesiz ben | تَوَكَّلْتُgüvendim | عَلَى— | اللهِAllah'a | رَبّ۪يbenim Rabbim | وَرَبِّكُمْۘve sizin Rabbiniz olan | مَاyoktur | مِنْhiçbir | دَۤابَّةٍcanlı | اِلَّاki | هُوَO'nun (Allah) | اٰخِذٌtutmadığı | بِنَاصِيَتِهَاۘonun perçeminden | اِنَّşüphesiz | رَبّ۪يRabbim | عَلٰىüzeredir | صِرَاطٍyol | مُسْتَق۪يمٍdoğru |
56. Ben benim de sizin de Rabbiniz olan Allah’a dayanıp güvendim. Hiçbir canlı yoktur ki mukadderatı O’nun elinde olmasın. Rabbim elbette tam istikamet üzeredir.
54Müslim, Zikir 75
| أَصْبَحْنَاsabahladık | وَأَصْبَحَve sabahladı | الْمُلْكُmülk | لِلّٰهِAllah'ın olarak |
Biz de, bütün mülk de Allah’a ait olarak sabahladık.
| وَالْحَمْدُve hamd | لِلّٰهِAllah'adır |
Hamd, Allah’a mahsustur.
| وَلَاve yoktur | إِلٰهَilâh | إِلَّاbaşka | اللّٰهُAllah'tan | وَحْدَهُO tektir | لَاyoktur | شَرِيكَortak |
Başka ilah yoktur, ancak Allah vardır.
| لَهُO'nun | لَهُO'nundur | الْمُلْكُmülk | وَلَهُve O'nadır | الْحَمْدُhamd | وَهُوَve O | عَلَى-e | كُلِّher | شَيْءٍşey |
O’nun ortağı yoktur; mülk de hamd de O’na aittir.
O’nun her şeye gücü yeter.
| رَبِّRabbim | إِنِّيşüphesiz ben | أَسْأَلُكَSenden istiyorum | خَيْرَhayrını | مَاşeyin | فِي-deki | هٰذَاbu | الْيَوْمِgün | وَخَيْرَve hayrını | مَاşeyin | بَعْدَهُondan sonraki | وَأَعُوذُve sığınırım | بِكَSana | مِنْ-den | شَرِّşerri | مَاşeyin | فِي-deki | هٰذَاbu | الْيَوْمِgün | وَشَرِّve şerrinden | مَاşeyin | بَعْدَهُondan sonraki |
Rabbim! Bu ve bundan sonraki günlerin hayrını Senden diler, bugünün ve daha sonraki günlerin şerrinden de Sana sığınırım.
| رَبِّRabbim | أَعُوذُsığınırım | بِكَSana | مِنَ-den | الْكَسَلِtembellik | وَسُوءِve kötülüğünden | الْكِبَرِihtiyarlığın | رَبِّRabbim |
Rabbim! Tembellikten ve ihtiyarlığın dertlerinden Sana sığınırım.
| أَعُوذُsığınırım | بِكَSana | مِنْ-den | عَذَابٍbir azap | فِي-teki | النَّارِateş | وَعَذَابٍve bir azaptan | فِي-deki | الْقَبْرِkabir |
Rabbim! Cehennem’deki ve kabirdeki azaptan Sana sığınırım.
553 defa · Ebû Dâvûd, Edeb 101; Nesâî, İstiâze 16
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | إِنِّيşüphesiz ben | أَعُوذُsığınırım | بِكَSana | مِنَ-den | الْكُفْرِküfür | وَالْفَقْرِve fakirlikten |
Allahım, Sana sığınırım küfürden ve fakirlikten.
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | إِنِّيşüphesiz ben | أَعُوذُsığınırım | بِكَSana | مِنْ-den | عَذَابِazabı | الْقَبْرِkabir |
Allahım, Sana sığınırım kabir azabından.
| لَاyoktur | إِلٰهَilâh | إِلَّاbaşka | أَنْتَSenden | ٣ |
Senden başka ilah yoktur.
563 defa · Ebû Dâvûd, Edeb 101
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | عَافِنِيbana âfiyet ver | فِي-de | بَدَنِيbedenim |
Allahım, bedenime afiyet ver.
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | عَافِنِيbana âfiyet ver | فِي-de | سَمْعِيişitmem |
Allahım, kulağıma afiyet ver.
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | عَافِنِيbana âfiyet ver | فِي-de | بَصَرِيgörmem |
Allahım, gözüme afiyet ver.
| لَاyoktur | إِلٰهَilâh | إِلَّاbaşka | أَنْتَSenden | ٣ |
Senden başka ilah yoktur.
57Zikir
| سُبْحَانَmünezzehtir | اللّٰهِAllah | وَبِحَمْدِهِve O'na hamdolsun | لَاyoktur |
Allah’a hamd ederek O’nu tesbîh ederim.
| قُوَّةَkuvvet | إِلَّاancak | بِاللّٰهِAllah iledir | مَاne |
Kuvvet sadece Allah’ındır.
| شَاءَdilediyse | اللّٰهُAllah | كَانَo oldu | وَمَاve ne | لَمْ-mediyse | يَشَأْdile | لَمْ-madı | يَكُنْol | أَعْلَمُbilirim | أَنَّki | اللّٰهَAllah |
Allah ne dilediyse olmuş, olmamasını dilediği de olmamıştır.
| عَلَى-e | كُلِّher | شَيْءٍşey | قَدِيرٌkādirdir | وَأَنَّve ki | اللّٰهَAllah | قَدْmuhakkak | أَحَاطَkuşatmıştır | بِكُلِّher | شَيْءٍşeyi | عِلْمًاilmiyle |
Biliyorum ki, Allah’ın gücü her şeye yeter ve Allah, ilmiyle her şeyi kuşatmıştır.
58Ahmed b. Hanbel, Müsned
| أَصْبَحْنَاsabahladık | عَلَىüzere | فِطْرَةِfıtratı | الْإِسْلَامِİslâm | وَكَلِمَةِve kelimesi | الْإِخْلَاصِihlâs | وَعَلَىve üzere | دِينِdini | نَبِيِّنَاpeygamberimiz | مُحَمَّدٍMuhammed'in | وَعَلَىve üzere | مِلَّةِmilleti | أَبِينَاatamız | إِبْرَاهِيمَİbrâhim'in | حَنِيفًاhanîf olarak | مُسْلِمًاmüslüman olarak | وَمَاve değildi | كَانَo | مِنَ-den | الْمُشْرِكِينَmüşrikler |
İslam fıtratı ve ihlas kelimesi ile Peygamberimiz Hazreti Muhammed (sallallahü aleyhi vesellem)’in dini üzerinde ve hiçbir zaman şirke düşmeden hep Hakk’a yönelen ve Müslüman olan atamız İbrahim (aleyhisselam)’ın milletinden olarak sabaha erdik.
59Buhârî, Deavât 42
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | إِنِّيşüphesiz ben | أَعُوذُsığınırım | بِكَSana | مِنَ-den | الْكَسَلِtembellik | وَالْهَرَمِve düşkünlükten | وَسُوءِve kötülüğünden | الْكِبَرِihtiyarlığın | وَفِتْنَةِve fitnesinden | الدُّنْيَاdünyanın | وَعَذَابِve azabından | الْآخِرَةِâhiretin |
Allahım! Tembellikten, kocamaktan, ihtiyarlığın dertlerinden, dünyanın fitnesinden ve ahiret azabından Sana sığınıyorum.
60Zikir
| أَصْبَحْنَاsabahladık | وَأَصْبَحَve sabahladı | الْمُلْكُmülk | لِلّٰهِAllah'ın olarak | رَبِّRabbi | الْعَالَمِينَâlemlerin |
Biz de, bütün mülk de, Âlemlerin Rabbi Allah’a ait olarak sabahladık.
61Ebû Dâvûd, Edeb 110
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | إِنِّيşüphesiz ben | أَسْأَلُكَSenden istiyorum | خَيْرَhayrını | هٰذَاbu | الْيَوْمِgünün | فَتْحَهُfethini | وَنَصْرَهُve yardımını | وَنُورَهُve nurunu | وَبَرَكَتَهُve bereketini | وَهُدَاهُve hidayetini | وَأَعُوذُve sığınırım | بِكَSana | مِنْ-den | شَرِّşerri | مَاşeyin | فِيهِonun içindeki | وَشَرِّve şerrinden | مَاşeyin | بَعْدَهُondan sonraki |
Allahım! Senden bugünün hayrını, fethini, yardımını, nurunu, bereket ve hidayetini istiyor, bugünde ve bundan sonraki günlerde olan ve olacakların şerrinden Sana sığınıyorum.
62Tehlîl
| لَاyoktur | إِلٰهَilâh | إِلَّاbaşka | اللّٰهُAllah'tan | وَاللّٰهُve Allah |
Allah’tan başka ilah yoktur.
| أَكْبَرُen büyüktür | لَاyoktur | إِلٰهَilâh | إِلَّاbaşka | اللّٰهُAllah'tan | وَحْدَهُO tektir |
Büyük Allah’tır; başka ilah yoktur, sadece Allah vardır.
| لَاyoktur | إِلٰهَilâh | إِلَّاbaşka | اللّٰهُAllah'tan | لَاyoktur | شَرِيكَortak | لَهُO'nun |
Allah’tan başka ilah yoktur; O’nun ortağı bulunmaz.
| لَاyoktur | إِلٰهَilâh | إِلَّاbaşka | اللّٰهُAllah'tan |
Allah’tan başka ilah yoktur.
| لَهُO'nundur | الْمُلْكُmülk | وَلَهُve O'nadır | الْحَمْدُhamd |
Hamd ve mülk O’na mahsustur.
| لَاyoktur | إِلٰهَilâh | إِلَّاbaşka | اللّٰهُAllah'tan | وَلَاve yoktur | حَوْلَgüç | وَلَاve yoktur | قُوَّةَkuvvet | إِلَّاancak | بِاللّٰهِAllah iledir |
Allah’tan başka ilah yoktur; gerçek havl ve kuvvet ancak Allah’a aittir.
63İbn Mâce, Duâ 14
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | إِنِّيşüphesiz ben | أَسْأَلُكَSenden istiyorum | الْعَافِيَةَâfiyeti | فِي-da | الدُّنْيَاdünya | وَالْآخِرَةِve âhirette |
Allahım, dünyada ve ahirette Senden afiyet diliyorum.
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | إِنِّيşüphesiz ben | أَسْأَلُكَSenden istiyorum | الْعَفْوَaffı | وَالْعَافِيَةَve âfiyeti | فِي-de | دِينِيdinim | وَدُنْيَايَve dünyam | وَأَهْلِيve ailem | وَمَالِيve malım |
Allahım, dinimde ve dünyamda, ailemde ve malımda Senden afv u afiyet dileniyorum.
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | اسْتُرْört | عَوْرَاتِيayıplarımı | وَآمِنْve emin kıl | رَوْعَاتِيkorkularımdan | اَللّٰهُمَّAllah'ım |
Allahım, ayıplarımı setret ve beni korkularımdan emin kıl.
| احْفَظْنِيbeni koru | مِنْ-den | بَيْنِarası | يَدَيَّönüm | وَمِنْve -den | خَلْفِيarkam | وَعَنْve -dan | يَمِينِيsağım | وَعَنْve -dan | شِمَالِيsolum | وَمِنْve -den | فَوْقِيüstüm |
Allahım, önümden, arkamdan, sağımdan, solumdan ve üstümden gelecek tehlikelerden beni koru.
| وَأَعُوذُve sığınırım | بِعَظَمَتِكَazametine | أَنْ-den | أُغْتَالَhelâk edilmek | مِنْ-den | تَحْتِيaltım |
Ayağımın altından derdest edilmekten de Senin azametine sığınıyorum.
64100 defa · Buhârî, Deavât 65
| سُبْحَانَmünezzehtir | اللّٰهِAllah | وَبِحَمْدِهِve O'na hamdolsun |
Allah’ı her türlü noksandan tenzih eder ve O’na hamd ederim.
| سُبْحَانَmünezzehtir | اللّٰهِAllah | الْعَظِيمِazîm olan | ١٠٠ |
Azîm olan Allah, her türlü eksiklikten münezzehtir.
65100 defa · Müslim, Zikir 30
| سُبْحَانَmünezzehtir | اللّٰهِAllah | اَلْحَمْدُhamdolsun |
Allah, bütün noksanlardan münezzehtir.
| لَاyoktur | إِلٰهَilâh | إِلَّاbaşka | اللّٰهُAllah'tan |
Allah’tan başka ilah yoktur.
| اَللّٰهُAllah | أَكْبَرُen büyüktür | ١٠٠ |
Büyük Allah’tır.
66Dua
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | إِنِّيşüphesiz ben | أَسْأَلُكَSenden istiyorum | صِحَّةًbir sağlık | فِيiçinde | إِيمَانٍiman | وَإِيمَانًاve bir iman | فِيiçinde | حُسْنِgüzelliği | خُلُقٍahlâk | وَنَجَاحًاve bir başarı | يَتْبَعُهُardından gelen | فَلَاحٌkurtuluş | وَرَحْمَةًve bir rahmet | مِنْكَSenden | وَعَافِيَةًve âfiyet | وَمَغْفِرَةًve mağfiret | مِنْكَSenden | وَرِضْوَانًاve rızâ |
Allahım! Senden, imanda sıhhat, güzel ahlakla bezenmiş iman, arkasından felah gelecek bir muvaffakiyet, katından rahmet ve afiyet ve nezdinden mağfiret ve rıza diliyorum.
67Dua
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | حَبِّبْsevdir | إِلَيْنَاbize | الْإِيمَانَimanı | وَزَيِّنْهُve onu süsle | فِي-de | قُلُوبِنَاkalplerimiz |
Allahım! İmanı bize sevdir ve onu kalblerimizde tezyin et.
| وَكَرِّهْve çirkin göster | إِلَيْنَاbize | الْكُفْرَküfrü | وَالْفُسُوقَve fıskı | وَالْعِصْيَانَve isyanı | وَاجْعَلْنَاve bizi kıl | مِنَ-den | الرَّاشِدِينَdoğru yolda olanlar |
Küfür, fısk ve isyanı da bize çirkin göster ve bizi hep dosdoğru yolda yürüyenlerden eyle.
68Dua
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | إِنِّيşüphesiz ben | أَسْأَلُكَSenden istiyorum | نَفْسًاbir nefis | بِكَSeninle | مُطْمَئِنَّةًmutmain olmuş | تُؤْمِنُinanan | بِلِقَائِكَSana kavuşmaya | وَتَرْضَىve razı olan | بِقَضَائِكَkazâna | وَتَقْنَعُve kanaat eden | بِعَطَائِكَverdiğine |
Allahım, Senden, Seninle itmi’nan bulmuş, Sana kavuşacağına inanan, kazana razı ve verdiğine kanaat eden bir nefis diliyorum.
AKŞAM DUALARI
أَذْكَارُ الْمَسَاءِ
AKŞAM DUALARI
Akşam namazından sonra şöyle der:
يَقُولُ بَعْدَ الْمَغْرِبِ:
1Müslim, Mesâcid 135
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | أَنْتَSen | السَّلَامُSelâm'sın | وَمِنْكَve Sendendir | السَّلَامُesenlik |
Allahım, selam Sensin, bütün kusurlardan salimsin ve herkes için selamet kaynağısın.
| تَبَارَكْتَşânın yücedir | وَتَعَالَيْتَve mütealsin | يَا ذَاey sahibi | الْجَلَالِcelâl | وَالْإِكْرَامِve ikram |
Ey celâl ve ikram sahibi! Bereket Senin şiarın, ululuk da şanındır.
Sonra şöyle der:
وَيَقُولُ بَعْدَ ذٰلِكَ:
2Müslim, Zikir 30
| سُبْحَانَmünezzehtir | اللّٰهِAllah |
Allah, bütün noksan sıfatlardan münezzehtir.
| وَالْحَمْدُve hamd | لِلّٰهِAllah'adır |
Bütün hamd ü senalar O’nadır.
| وَلَاve yoktur | إِلٰهَilâh | إِلَّاbaşka | اللّٰهُAllah'tan | وَاللّٰهُve Allah | أَكْبَرُen büyüktür | وَلَاve yoktur | حَوْلَgüç | وَلَاve yoktur |
O’ndan başka ilah yoktur.
| قُوَّةَkuvvet | إِلَّاancak | بِاللّٰهِAllah iledir | الْعَلِيِّyüce | الْعَظِيمِazîm olan |
Gerçek güç ve kuvvet ululuk ve azamet tahtının yegane sultanı Allah’ındır.
Sonra Âyetü'l-Kürsî'yi okur:
ثُمَّ يَقْرَأُ:
3Bakara sûresi, 255. âyet (Âyetü'l-Kürsî)
| اَللهُAllah (ki) | لَۤاyoktur | اِلٰهَilah | اِلَّاbaşka | هُوَۚO'ndan | اَلْحَيُّHayy'dır | الْقَيُّومُۚKayyum'dur | لَا— | تَأْخُذُهُO'nu tutmaz | سِنَةٌne bir uyuklama | وَلَاve ne de | نَوْمٌۘbir uyku | لَهُO'nundur | مَاne | فِيvarsa | السَّمٰوَاتِgöklerde | وَمَاve ne | فِيvarsa | الْاَرْضِۘyerde | مَنْ— | ذَاkimdir | الَّذ۪يki | يَشْفَعُşefaat edebilir | عِنْدَهُۤkendisinin katında | اِلَّاdışında | بِاِذْنِه۪ۘO'nun izni | يَعْلَمُbilir | مَاolanı | بَيْنَ— | اَيْد۪يهِمْonların önünde | وَمَاve olanı | خَلْفَهُمْۚarkalarında | وَلَا— | يُح۪يطُونَkavrayamazlar | بِشَيْءٍhiçbir şey | مِنْ— | عِلْمِه۪ۤO'nun ilminden | اِلَّاdışında | بِمَاşeyler | شَۤاءَۚdilediği | وَسِعَkaplamıştır | كُرْسِيُّهُO'nun Kürsüsü | السَّمٰوَاتِgökleri | وَالْاَرْضَۚve yeri | وَلَا— | يَؤُۧدُهُO'na ağır gelmez | حِفْظُهُمَاۚonları koru(yup gözet)mek | وَهُوَO | الْعَلِيُّAliy'dir | الْعَظ۪يمُAzim'dir |
255. Allah o İlâhtır ki Kendisinden başka ilâh yoktur. Haydır, Kayyûm'dur, Kendisini ne bir uyuklama, ne uyku tutamaz. Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur. İzni olmadan huzurunda şefaat etmek kimin haddine? Yarattığı mahlûkların önünde ardında ne var, hepsini bilir. Mahlûklar ise O’nun dilediğinden başka, ilminden hiçbir şey kavrayamazlar. O’nun kürsüsü gökleri ve yeri kaplamıştır. Gökleri ve yeri koruyup gözetmek O’na ağır gelmez, O öyle ulu, öyle büyüktür.
Sonra 33 defa “Sübhânallâh”, 33 defa “Elhamdülillâh”, 33 defa “Allâhü ekber” der.
ثُمَّ يَقُولُ: سُبْحَانَ اللّٰهِ (٣٣)، اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ (٣٣)، اَللّٰهُ أَكْبَرُ (٣٣)
Sonra dilediği kadar dua eder... Ardından yüz defa “Lâ ilâhe illallâh” der.
ثُمَّ يَدْعُو مَا شَاءَ اللّٰهُ... ثُمَّ يَقُولُ مِائَةَ مَرَّةٍ: لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ
Sonra şöyle der:
ثُمَّ يَقُولُ:
4Tirmizî, Kader 7
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | يَاey | مُقَلِّبَevirip çeviren | الْقُلُوبِkalpleri | ثَبِّتْsabit kıl | قُلُوبَنَاkalplerimizi | عَلَىüzere | دِينِكَdinin |
Ey kalbleri evirip çeviren Allahım, kalblerimizi dinin üzere sâbit kıl.
510 defa · Eûzü-Besmele
| أَعُوذُsığınırım | بِاللّٰهِAllah'a | مِنَ-den | الشَّيْطَانِşeytan | الرَّجِيمِkovulmuş |
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım.
| بِسْمِadıyla | اللّٰهِAllah'ın | الرَّحْمٰنِRahmân | الرَّحِيمِRahîm | ١٠ |
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
6Müslim, Zikir 75; Ebû Dâvûd, Edeb 101
| أَمْسَيْنَاakşamladık | وَأَمْسَىve akşamladı | الْمُلْكُmülk | لِلّٰهِAllah'ın olarak |
Biz ve bütün mülk, Allah’a ait olarak akşamladık.
| لَاyoktur | شَرِيكَortak | لَهُO'nun | لَاyoktur |
O’nun ortağı yoktur.
| إِلٰهَilâh | إِلَّاbaşka | هُوَO'ndan |
O’ndan başka bir ilah da bulunmaz.
| وَإِلَيْهِve O'nadır | الْمَصِيرُdönüş |
Dönüş O’nadır.
| أَمْسَيْنَاakşamladık | وَأَمْسَىve akşamladı | الْمُلْكُmülk | لِلّٰهِAllah'ın olarak |
Biz ve bütün mülk Allah’a ait olarak akşama erdik.
| أَعُوذُsığınırım | بِاللّٰهِAllah'a | الَّذِيO ki | يُمْسِكُtutar | السَّمَاءَgöğü | أَنْ-sın diye | تَقَعَdüşme | عَلَىüzerine | الْأَرْضِyerin | إِلَّاancak | بِإِذْنِهِO'nun izniyle | مِنْ-den | شَرِّşerri | مَاşeylerin | خَلَقَyarattığı | وَذَرَأَve çoğalttığı | وَبَرَأَve var ettiği |
Kusursuz olarak yaratıp her tarafa saçtığı şeylerin şerrinden, yerin üstüne düşmesin diye göğü tutan ve göğün ancak Kendi izniyle düşebileceği Allah’a sığınırım.
7Dua
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | إِنِّيşüphesiz ben | أَسْأَلُكَSenden istiyorum | صِحَّةًbir sağlık | فِيiçinde | إِيمَانٍiman | وَإِيمَانًاve bir iman | فِيiçinde | حُسْنِgüzelliği | خُلُقٍahlâk | وَنَجَاحًاve bir başarı | يَتْبَعُهُardından gelen | فَلَاحٌkurtuluş | وَرَحْمَةًve bir rahmet | مِنْكَSenden | وَعَافِيَةًve âfiyet | وَمَغْفِرَةًve mağfiret | مِنْكَSenden | وَرِضْوَانًاve rızâ |
Allahım! Senden, imanda sıhhat, güzel ahlâkla bezenmiş bir iman, peşinden felah gelecek bir muvaffakiyet, katından bir rahmet ve afiyet ve mağfiret ve rızanı diliyorum.
83 defa · Tirmizî, Deavât 14
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | فَاطِرَyaratıcısı | السَّمٰوَاتِgöklerin | وَالْأَرْضِve yerin | عَالِمَbilen | الْغَيْبِgaybı | وَالشَّهَادَةِve görüneni | رَبَّRabbi | كُلِّher | شَيْءٍşeyin |
Gökleri ve yeri yaratan, hem gayb hem de şehadet âlemini bilen, her şeyin Rabbi ve Sahibi olan Allahım!
| وَمَلِيكَهُve mâliki | أَشْهَدُşehâdet ederim | أَنْki | لَاyoktur | إِلٰهَilâh | إِلَّاbaşka | أَنْتَSenden |
Şehadet ederim ki, Senden başka ilah yoktur.
| أَعُوذُsığınırım | بِكَSana | مِنْ-den | شَرِّşerri | نَفْسِيnefsimin | وَشَرِّve şerrinden | الشَّيْطَانِşeytanın | وَشِرْكِهِve onun şirkinden | وَأَنْve -tan | أَقْتَرِفَişlemek | عَلَىaleyhine | نَفْسِيnefsim | سُوءًاbir kötülük | أَوْveya | أَنْ-tan | أَجُرَّهُonu bulaştırmak | عَلَى-a | مُسْلِمٍbir müslüman | ٣ |
Nefsimin ve şeytanın şerrinden, onun her türlü tuzağından, günah işleyerek kendi nefsime zulmetmekten veya bir başka müslümana kötülük dokundurmaktan Sana sığınırım.
93 defa · Ebû Dâvûd, Edeb 101
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | إِنِّيşüphesiz ben | أَمْسَيْتُakşamladım | أُشْهِدُكَSeni şahit tutarak | وَأُشْهِدُve şahit tutarak | حَمَلَةَtaşıyıcılarını | عَرْشِكَarşının | وَمَلَائِكَتَكَve meleklerini | وَجَمِيعَve bütün | خَلْقِكَyarattıklarını | بِأَنَّكَşuna ki Sen | أَنْتَSensin | اللّٰهُAllah | الَّذِيO ki | لَاyoktur | إِلٰهَilâh | إِلَّاbaşka | أَنْتَSenden | وَحْدَكَSen teksin | لَاyoktur | شَرِيكَortak | لَكَSenin | وَأَنَّve şuna ki | مُحَمَّدًاMuhammed | عَبْدُكَSenin kulun | وَرَسُولُكَve resûlündür | ٣ |
Allahım! Senden başka ilah olmadığına, Senin bir olduğuna, şerîkin bulunmadığına ve Hazreti Muhammed (sallallahü aleyhi vesellem)’in Senin kulun ve Rasûlün olduğuna, Seni, hamele-i arşını, meleklerini ve bütün mahlukatını şahit tutarak akşamladım.
10İbn Mâce, Duâ 14
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | إِنِّيşüphesiz ben | أَسْأَلُكَSenden istiyorum | الْعَافِيَةَâfiyeti | فِي-da | الدُّنْيَاdünya | وَالْآخِرَةِve âhirette |
Allahım, dünyada ve ahirette Senden afiyet dilerim.
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | إِنِّيşüphesiz ben | أَسْأَلُكَSenden istiyorum | الْعَفْوَaffı | وَالْعَافِيَةَve âfiyeti | فِي-de | دِينِيdinim | وَدُنْيَايَve dünyam | وَأَهْلِيve ailem | وَمَالِيve malım |
Allahım, dinim, dünyam, ailem ve malımda Senden afv u afiyet diliyorum.
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | اسْتُرْört | عَوْرَاتِيayıplarımı | وَآمِنْve emin kıl | رَوْعَاتِيkorkularımdan | اَللّٰهُمَّAllah'ım |
Allahım, ayıplarımı ört ve beni korktuklarımdan emin eyle.
| احْفَظْنِيbeni koru | مِنْ-den | بَيْنِarası | يَدَيَّönüm | وَمِنْve -den | خَلْفِيarkam | وَعَنْve -dan | يَمِينِيsağım | وَعَنْve -dan | شِمَالِيsolum | وَمِنْve -den | فَوْقِيüstüm |
Allahım, önümden, arkamdan, sağımdan, solumdan ve üstümden gelebilecek tehlikelerden beni koru.
| وَأَعُوذُve sığınırım | بِعَظَمَتِكَazametine | أَنْ-den | أُغْتَالَhelâk edilmek | مِنْ-den | تَحْتِيaltım |
Ayaklarımın altından derdest edilmekten de Senin azametine sığınırım.
113 defa · Müslim, Zikir 13; Ebû Dâvûd, Edeb 101
| رَضِينَاrazı olduk | بِاللّٰهِAllah'tan | رَبًّاRab olarak | وَبِالْإِسْلَامِve İslâm'dan | دِينًاdin olarak | وَبِمُحَمَّدٍve Muhammed'den | رَسُولًاresûl olarak |
Rabb olarak Allah’tan, Din olarak İslam’dan, Rasûl olarak da Hazreti Muhammed (sallallahü aleyhi vesellem)’den razı olduk.
| رَضِيتُrazı oldum | بِاللّٰهِAllah'tan | رَبًّاRab olarak | وَبِالْإِسْلَامِve İslâm'dan | دِينًاdin olarak | وَبِمُحَمَّدٍve Muhammed'den | نَبِيًّاnebî olarak | ٣ |
Rabb olarak Allah’tan, Din olarak İslam’dan, Nebî olarak da Hazreti Muhammed (sallallahü aleyhi vesellem)’den razı oldum.
123 defa · Ebû Dâvûd, Edeb 101; Nesâî, İstiâze 16
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | إِنِّيşüphesiz ben | أَعُوذُsığınırım | بِكَSana | مِنَ-den | الْكُفْرِküfür | وَالْفَقْرِve fakirlikten |
Allahım, Sana sığınırım küfürden ve fakirlikten.
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | إِنِّيşüphesiz ben | أَعُوذُsığınırım | بِكَSana | مِنْ-den | عَذَابِazabı | الْقَبْرِkabir |
Allahım, Sana sığınırım kabir azabından.
| لَاyoktur | إِلٰهَilâh | إِلَّاbaşka | أَنْتَSenden | ٣ |
Senden başka ilah yoktur.
133 defa · Ebû Dâvûd, Edeb 101
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | عَافِنِيbana âfiyet ver | فِي-de | بَدَنِيbedenim |
Allahım, bedenime afiyet ver.
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | عَافِنِيbana âfiyet ver | فِي-de | سَمْعِيişitmem |
Allahım, kulağıma afiyet ver.
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | عَافِنِيbana âfiyet ver | فِي-de | بَصَرِيgörmem |
Allahım, gözüme afiyet ver.
| لَاyoktur | إِلٰهَilâh | إِلَّاbaşka | أَنْتَSenden | ٣ |
Senden başka ilah yoktur.
14Zikir
| سُبْحَانَmünezzehtir | اللّٰهِAllah | وَبِحَمْدِهِve O'na hamdolsun | لَاyoktur | قُوَّةَkuvvet | إِلَّاancak |
Allah’a hamd ederek O’nu tenzih ederim.
| بِاللّٰهِAllah iledir | مَاne | شَاءَdilediyse | اللّٰهُAllah | كَانَo oldu | وَمَاve ne |
Gerçek güç yalnız Allah’ındır.
| لَمْ-mediyse | يَشَأْdile | لَمْ-madı | يَكُنْol |
Dilediği olur, olmamasını dilediği de olmaz.
| أَعْلَمُbilirim | أَنَّki | اللّٰهَAllah | عَلَى-e | كُلِّher | شَيْءٍşey | قَدِيرٌkādirdir | وَأَنَّve ki | اللّٰهَAllah | قَدْmuhakkak | أَحَاطَkuşatmıştır | بِكُلِّher | شَيْءٍşeyi | عِلْمًاilmiyle |
Bilirim ki, Allah’ın her şeye gücü yeter ve o ilmiyle her şeyi kuşatmıştır.
15Ahmed b. Hanbel, Müsned
| أَمْسَيْنَاakşamladık | عَلَىüzere | فِطْرَةِfıtratı | الْإِسْلَامِİslâm | وَكَلِمَةِve kelimesi | الْإِخْلَاصِihlâs | وَعَلَىve üzere | دِينِdini | نَبِيِّنَاpeygamberimiz | مُحَمَّدٍMuhammed'in | وَعَلَىve üzere | مِلَّةِmilleti | أَبِينَاatamız | إِبْرَاهِيمَİbrâhim'in | حَنِيفًاhanîf olarak | مُسْلِمًاmüslüman olarak | وَمَاve değildi | كَانَo | مِنَ-den | الْمُشْرِكِينَmüşrikler |
İslam fıtratı ve ihlâs kelimesi ile Peygamberimiz Hazreti Muhammed (sallallahü aleyhi vesellem)’in dini üzerinde ve hiçbir zaman şirke düşmeden hep Hakk’a yönelen ve Müslüman olan atamız İbrahim (aleyhisselam)’ın milletinden olarak akşama erdik.
16Hâkim, Müstedrek
| يَاey | حَيُّHayy | يَاey | قَيُّومُKayyûm | بِرَحْمَتِكَrahmetinle | أَسْتَغِيثُyardım diliyorum | أَصْلِحْıslah et | لِيbenim | شَأْنِيhâlimi | كُلَّهُtamamen | وَلَاve -me | تَكِلْنِيbeni bırakma | إِلَى-e | نَفْسِيnefsim | طَرْفَةَgöz açıp kapayıncaya | عَيْنٍkadar bile |
Ya Hayy u ya Kayyûm! Rahmetin hakkı için Senden yardım dileniyorum; her halimi ıslah buyur ve göz açıp kapayıncaya kadar olsun beni nefsime terk etme.
17Münâcât
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | أَنْتَSensin | أَحَقُّen lâyık olan | مَنْkimselerin | ذُكِرَanılan | وَأَحَقُّve en lâyıksın | مَنْkimselerin | عُبِدَkulluk edilen |
Allahım! Adı anılmaya en layık olan Sen, kullukta bulunulmaya en layık olan da yine Sensin.
| وَأَنْصَرُve en çok yardım edensin | مَنِkimselerin | ابْتُغِيَkendisinden istenen | وَأَرْأَفُve en şefkatlisin | مَنْkimselerin | مَلَكَhükmü elinde olan | وَأَجْوَدُve en cömertsin | مَنْkimselerin | سُئِلَkendisinden istenen | وَأَوْسَعُve en genişsin | مَنْkimselerin | أَعْطَىveren | أَنْتَSen |
Sensin yardım istenilenlerin en çok yardım edeni, güç sahiplerinin en şefkatlisi, kapısında bir şeyler dilenilenlerin en cömerdi ve verenlerin eli en açık olanı.
| الْمَلِكُMelik'sin | لَاyoktur | شَرِيكَortak | لَكَSenin |
Sensin her şeyin, ortağı olmayan yegane sahibi ve hâkimi.
| وَالْفَرْدُve Ferd'sin | لَاyoktur | نِدَّdenk |
Sensin eşi ve benzeri olmayan biricik varlık.
| لَكَSana | كُلُّher | شَيْءٍşey | هَالِكٌyok olucudur | إِلَّاbaşka | وَجْهَكَSenin zâtından |
Senden başka ne varsa hepsi yok olmaya mahkûmdur.
| لَنْasla -mez | تُطَاعَitaat edilemez Sana | إِلَّاancak | بِإِذْنِكَizninle | وَلَنْve asla -mez | تُعْصَىisyan edilemez Sana | إِلَّاancak | بِعِلْمِكَilminle | تُطَاعُSana itaat edilir | فَتَشْكُرُSen mükâfatlandırırsın |
Sana, ancak Senin iznin ile itaat edilir ve Sen isyan edenleri de mutlaka bilirsin. Sana itaat edilir, karşılığını verirsin.
| وَتُعْصَىve Sana isyan edilir | فَتَغْفِرُSen bağışlarsın |
İsyan edilir, affedersin.
| أَقْرَبُen yakınsın | شَهِيدٍşahit olarak | وَأَدْنَىve en yakınsın | حَفِيظٍkoruyucu olarak | حُلْتَgirdin |
Her şeye en yakın şahit Sen, en yakın koruyucu da yine Sensin.
| دُونَönüne | النُّفُوسِnefislerin | وَأَخَذْتَve tuttun | بِالنَّوَاصِيalınlardan | وَكَتَبْتَve yazdın | الْآثَارَizleri | وَنَسَخْتَve tespit ettin |
Nefislerin önüne geçer ve perçemlerden yakalarsın.
| الْآجَالَecelleri | اَلْقُلُوبُkalpler |
İnsanların yaptıklarını yazar ve ecellerini takdir edersin.
| لَكَSana | مُفْضِيَةٌaçıktır | وَالسِّرُّve sır |
Kalbler sırlarını yalnız Sana açar, dolayısıyla her gizli Sana ayandır.
| عِنْدَكَSenin katında | عَلَانِيَةٌaşikârdır | اَلْحَلَالُhelâl | مَاşeydir | أَحْلَلْتَSenin helâl kıldığın | وَالْحَرَامُve haram | مَاşeydir | حَرَّمْتَSenin haram kıldığın | وَالدِّينُve din | مَاşeydir | شَرَعْتَSenin meşrû kıldığın | وَالْأَمْرُve iş | مَاşeydir |
Helal, Senin helal kıldığın, haram da Senin haram buyurduğundur.
| قَضَيْتَSenin hükmettiğin |
Din, Senin teşri kıldığın; emir de Senin hükmettiğindir.
| وَالْخَلْقُve mahlûkat | خَلْقُكَSenin yarattığındır | وَالْعَبْدُve kul | عَبْدُكَSenin kulundur | وَأَنْتَve Sen |
Mahlûkat, Senin varlığın; kul da Senin kulundur.
| اللّٰهُAllah'sın | الرَّؤُوفُçok şefkatli | الرَّحِيمُçok merhametli |
Sen, Raûf ve Rahîm Allah’sın.
| أَسْأَلُكَSenden istiyorum | بِنُورِnuru hakkı için | وَجْهِكَzâtının | الَّذِيki o | أَشْرَقَتْaydınlandı | لَهُonunla | السَّمٰوَاتُgökler | وَالْأَرْضُve yer | وَبِكُلِّve her | حَقٍّhak | هُوَki o | لَكَSenindir | وَبِحَقِّve hakkı için | السَّائِلِينَdileyenlerin | عَلَيْكَSenden | أَنْ-ni | تُقِيلَنِيbeni bağışlamanı | فِي-de | هٰذِهِbu | الْغَدَاةِsabah vakti | وَفِيve -de | هٰذِهِbu | الْعَشِيَّةِakşam vakti | وَأَنْve -ni | تُجِيرَنِيbeni korumanı | مِنَ-den | النَّارِateş | بِقُدْرَتِكَkudretinle |
Göklerin ve yerin kendisiyle parıldadığı yüzünün nuru hürmetine, Sana ait her bir hak hürmetine ve Sana el açıp dua eden kulların hürmetine beni şu günün sabahında ve akşamında affetmeni ve kudretinle Cehennem ateşinden korumanı diliyorum.
187 defa · Tevbe sûresi, 129. âyet
| فَاِنْeğer | تَوَلَّوْاyüz çevirirlerse | فَقُلْde ki | حَسْبِيَbana yeter | اللهُۘAllah | لَۤاyoktur | اِلٰهَilah | اِلَّاbaşka | هُوَۘO'ndan | عَلَيْهِO'na | تَوَكَّلْتُdayandım | وَهُوَve O | رَبُّRabbidir | الْعَرْشِArş'ın | الْعَظ۪يمِbüyük | ٧ |
129. Buna rağmen aldırmaz, yüz çevirirlerse, ey Resulüm de ki: “Allah bana yeter. O’ndan başka tanrı yoktur. Ben yalnız O’na dayanırım. Çünkü O, büyük Arş’ın, muazzam hükümranlığın sahibidir.”
19Seyyidü'l-istiğfâr — Buhârî, Deavât 2
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | أَنْتَSensin | رَبِّيbenim Rabbim | لَاyoktur | إِلٰهَilâh | إِلَّاbaşka | أَنْتَSenden |
Allahım! Sen, benim Rabbimsin; Senden başka ilah yoktur.
| خَلَقْتَنِيbeni Sen yarattın | وَأَنَاve ben |
Beni Sen yarattın.
| عَبْدُكَSenin kulunum | وَأَنَاve ben | عَلَىüzereyim | عَهْدِكَSana verdiğim söz | وَوَعْدِكَve vaadin | مَا-dığı kadar | اسْتَطَعْتُgücümün yettiği |
Ben, Senin kulunum ve gücüm yettiğince Sana olan ahdime ve vaadime bağlıyım.
| أَعُوذُsığınırım | بِكَSana | مِنْ-den | شَرِّşerri | مَاşeylerin | صَنَعْتُişlediğim | أَبُوءُitiraf ederim | لَكَSana |
İşlediklerimin şerrinden Sana sığınırım.
| بِنِعْمَتِكَnimetini | عَلَيَّbenim üzerimdeki | وَأَبُوءُve itiraf ederim | لَكَSana | بِذَنْبِيgünahımı |
Üzerimdeki nimetlerini itiraf, günahlarımı da ikrar ederim.
| فَاغْفِرْöyleyse bağışla | لِيbeni | فَإِنَّهُçünkü şüphesiz | لَا-mez | يَغْفِرُbağışla | الذُّنُوبَgünahları | إِلَّاbaşkası | أَنْتَSenden |
Beni bağışla; zira günahları sadece Sen bağışlarsın.
20Tehlîl
| لَاyoktur | إِلٰهَilâh | إِلَّاbaşka | اللّٰهُAllah'tan | وَاللّٰهُve Allah |
Allah’tan başka ilah yoktur.
| أَكْبَرُen büyüktür | لَاyoktur | إِلٰهَilâh | إِلَّاbaşka | اللّٰهُAllah'tan | وَحْدَهُO tektir |
Büyük Allah’tır; başka ilah yoktur, sadece Allah vardır.
| لَاyoktur | إِلٰهَilâh | إِلَّاbaşka | اللّٰهُAllah'tan | لَاyoktur | شَرِيكَortak | لَهُO'nun |
Allah’tan başka ilah yoktur; O’nun ortağı bulunmaz.
| لَاyoktur | إِلٰهَilâh | إِلَّاbaşka | اللّٰهُAllah'tan |
Allah’tan başka ilah yoktur.
| لَهُO'nundur | الْمُلْكُmülk | وَلَهُve O'nadır | الْحَمْدُhamd |
Hamd ve mülk O’na mahsustur.
| لَاyoktur | إِلٰهَilâh | إِلَّاbaşka | اللّٰهُAllah'tan | وَلَاve yoktur | حَوْلَgüç | وَلَاve yoktur | قُوَّةَkuvvet | إِلَّاancak | بِاللّٰهِAllah iledir |
Allah’tan başka ilah yoktur; gerçek havl ve kuvvet ancak Allah’a aittir.
21Dua
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | إِنِّيşüphesiz ben | أَسْأَلُكَSenden istiyorum | صِحَّةًbir sağlık | فِيiçinde | إِيمَانٍiman | وَإِيمَانًاve bir iman | فِيiçinde | حُسْنِgüzelliği | خُلُقٍahlâk | وَنَجَاحًاve bir başarı | يَتْبَعُهُardından gelen | فَلَاحٌkurtuluş | وَرَحْمَةًve bir rahmet | مِنْكَSenden | وَعَافِيَةًve âfiyet | وَمَغْفِرَةًve mağfiret | مِنْكَSenden | وَرِضْوَانًاve rızâ |
Allahım! Senden, imanda sıhhat, güzel ahlakla bezenmiş iman, arkasından felah gelecek bir muvaffakiyet, katından rahmet ve afiyet ve nezdinden mağfiret ve rıza diliyorum.
223 defa · Ebû Dâvûd, Edeb 101; Tirmizî, Deavât 13
| بِسْمِadıyla | اللّٰهِAllah'ın | الَّذِيO ki | لَا-mez | يَضُرُّzarar veremez | مَعَile beraber | اسْمِهِO'nun adı | شَيْءٌhiçbir şey | فِي-de | الْأَرْضِyer | وَلَاve ne de | فِي-de | السَّمَاءِgök | وَهُوَve O | السَّمِيعُhakkıyla işitendir | الْعَلِيمُhakkıyla bilendir | ٣ |
Yüce ismi anılınca ne yerde ne de gökte hiçbir şeyin zarar veremeyeceği Allah’ın ismiyle ki, O Semî ve Alîm’dir.
233 defa · Müslim, Zikir 54
| أَعُوذُsığınırım | بِكَلِمَاتِkelimelerine | اللّٰهِAllah'ın | التَّامَّاتِeksiksiz | مِنْ-den | شَرِّşerri | مَاşeyin | خَلَقَyarattığı | ٣ |
Yarattıklarının şerrinden Allah’ın tastamam kelimelerine sığınıyorum.
Rûm sûresi, 17-19. âyetler
﴿فَسُبْحَانَ اللّٰهِ حِينَ تُمْسُونَ...﴾
24Rûm sûresi, 17. âyet
| فَسُبْحَانَöyle ise tesbih edin | اللهِAllah'ı | ح۪ينَzaman | تُمْسُونَakşama girdiğiniz | وَح۪ينَve zaman | تُصْبِحُونَsabaha erdiğiniz |
17. Haydi siz akşama girerken, sabaha çıkarken Allah’ı takdis ve tenzih edin, namaz kılın!
25Rûm sûresi, 18. âyet
| وَلَهُO'na mahsustur | الْحَمْدُhamd | فِي— | السَّمٰوَاتِgöklerde | وَالْاَرْضِve yerde | وَعَشِيًّاve günün sonunda | وَح۪ينَve zaman | تُظْهِرُونَöğleye erdiğiniz |
18. Göklerde ve yerde hamd, güzel övgü O’na mahsustur. İkindi vaktinde de, öğleye girerken de, O’nu takdis ve tenzih edin, namaz kılın!
26Rûm sûresi, 19. âyet
| يُخْرِجُçıkarır | الْحَيَّdiri | مِنَ— | الْمَيِّتِölüden | وَيُخْرِجُve çıkarır | الْمَيِّتَölü | مِنَ— | الْحَيِّdiriden | وَيُحْيِve diriltir | الْاَرْضَyeri | بَعْدَsonra | مَوْتِهَاۘölümünden | وَكَذٰلِكَişte siz de öyle | تُخْرَجُونَ۟çıkarılacaksınız |
19. O, ölüden diriyi çıkarır, diriden ölüyü çıkarır ve ölmüş toprağa hayat verir. İşte siz de öldükten sonra böylece diriltileceksiniz.
Âyetü'l-Kürsî (tekrar)
﴿اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ...﴾
27Bakara sûresi, 255. âyet
| اَللهُAllah (ki) | لَۤاyoktur | اِلٰهَilah | اِلَّاbaşka | هُوَۚO'ndan | اَلْحَيُّHayy'dır | الْقَيُّومُۚKayyum'dur | لَا— | تَأْخُذُهُO'nu tutmaz | سِنَةٌne bir uyuklama | وَلَاve ne de | نَوْمٌۘbir uyku | لَهُO'nundur | مَاne | فِيvarsa | السَّمٰوَاتِgöklerde | وَمَاve ne | فِيvarsa | الْاَرْضِۘyerde | مَنْ— | ذَاkimdir | الَّذ۪يki | يَشْفَعُşefaat edebilir | عِنْدَهُۤkendisinin katında | اِلَّاdışında | بِاِذْنِه۪ۘO'nun izni | يَعْلَمُbilir | مَاolanı | بَيْنَ— | اَيْد۪يهِمْonların önünde | وَمَاve olanı | خَلْفَهُمْۚarkalarında | وَلَا— | يُح۪يطُونَkavrayamazlar | بِشَيْءٍhiçbir şey | مِنْ— | عِلْمِه۪ۤO'nun ilminden | اِلَّاdışında | بِمَاşeyler | شَۤاءَۚdilediği | وَسِعَkaplamıştır | كُرْسِيُّهُO'nun Kürsüsü | السَّمٰوَاتِgökleri | وَالْاَرْضَۚve yeri | وَلَا— | يَؤُۧدُهُO'na ağır gelmez | حِفْظُهُمَاۚonları koru(yup gözet)mek | وَهُوَO | الْعَلِيُّAliy'dir | الْعَظ۪يمُAzim'dir |
255. Allah o İlâhtır ki Kendisinden başka ilâh yoktur. Haydır, Kayyûm'dur, Kendisini ne bir uyuklama, ne uyku tutamaz. Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur. İzni olmadan huzurunda şefaat etmek kimin haddine? Yarattığı mahlûkların önünde ardında ne var, hepsini bilir. Mahlûklar ise O’nun dilediğinden başka, ilminden hiçbir şey kavrayamazlar. O’nun kürsüsü gökleri ve yeri kaplamıştır. Gökleri ve yeri koruyup gözetmek O’na ağır gelmez, O öyle ulu, öyle büyüktür.
28Müslim, Zikir 75
| أَمْسَيْنَاakşamladık | وَأَمْسَىve akşamladı | الْمُلْكُmülk | لِلّٰهِAllah'ın olarak |
Biz de, bütün mülk de Allah’a ait olarak akşamladık.
| وَالْحَمْدُve hamd | لِلّٰهِAllah'adır |
Hamd, Allah’a mahsustur.
| لَاyoktur | إِلٰهَilâh | إِلَّاbaşka | اللّٰهُAllah'tan | وَحْدَهُO tektir | لَاyoktur | شَرِيكَortak |
Başka ilah yoktur, ancak Allah vardır.
| لَهُO'nun | لَهُO'nundur | الْمُلْكُmülk | وَلَهُve O'nadır | الْحَمْدُhamd | وَهُوَve O | عَلَى-e | كُلِّher | شَيْءٍşey |
O’nun ortağı yoktur; mülk de hamd de O’na aittir.
O’nun her şeye gücü yeter.
| رَبِّRabbim | إِنِّيşüphesiz ben | أَسْأَلُكَSenden istiyorum | خَيْرَhayrını | مَاşeyin | فِي-deki | هٰذِهِbu | اللَّيْلَةِgece | وَخَيْرَve hayrını | مَاşeyin | بَعْدَهَاondan sonraki | وَأَعُوذُve sığınırım | بِكَSana | مِنْ-den | شَرِّşerri | مَاşeyin | فِي-deki | هٰذِهِbu | اللَّيْلَةِgece | وَشَرِّve şerrinden | مَاşeyin | بَعْدَهَاondan sonraki |
Rabbim! Bu ve bundan sonraki gecelerin hayrını Senden diler, bu gecenin ve daha sonraki gecelerin şerrinden de Sana sığınırım.
| رَبِّRabbim | أَعُوذُsığınırım | بِكَSana | مِنَ-den | الْكَسَلِtembellik | وَسُوءِve kötülüğünden | الْكِبَرِihtiyarlığın | رَبِّRabbim | أَعُوذُsığınırım |
Rabbim! Tembellikten ve ihtiyarlığın dertlerinden Sana sığınırım.
| بِكَSana | مِنْ-den | عَذَابٍbir azap | فِي-teki | النَّارِateş | وَعَذَابٍve bir azaptan | فِي-deki | الْقَبْرِkabir |
Rabbim! Cehennem’deki ve kabirdeki azaptan Sana sığınırım.
29Buhârî, Deavât 42
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | إِنِّيşüphesiz ben | أَعُوذُsığınırım | بِكَSana | مِنَ-den | الْكَسَلِtembellik | وَالْهَرَمِve düşkünlükten | وَسُوءِve kötülüğünden | الْكِبَرِihtiyarlığın | وَفِتْنَةِve fitnesinden | الدُّنْيَاdünyanın | وَعَذَابِve azabından |
Allahım! Tembellikten, kocamaktan, ihtiyarlığın dertlerinden, dünyanın fitnesinden ve ahiret azabından Sana sığınıyorum.
| الْقَبْرِkabir | أَمْسَيْنَاakşamladık | وَأَمْسَىve akşamladı | الْمُلْكُmülk | لِلّٰهِAllah'ın olarak | رَبِّRabbi | الْعَالَمِينَâlemlerin |
Biz de, bütün mülk de, Âlemlerin Rabbi Allah’a ait olarak akşamladık.
30Ebû Dâvûd, Edeb 110
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | إِنِّيşüphesiz ben | أَسْأَلُكَSenden istiyorum | خَيْرَhayrını | هٰذِهِbu | اللَّيْلَةِgecenin | وَفَتْحَهَاve fethini | وَنَصْرَهَاve yardımını | وَنُورَهَاve nurunu | وَبَرَكَتَهَاve bereketini | وَهُدَاهَاve hidayetini | وَأَعُوذُve sığınırım | بِكَSana | مِنْ-den | شَرِّşerri | مَاşeyin | فِيهَاonun içindeki | وَشَرِّve şerrinden | مَاşeyin | بَعْدَهَاondan sonraki |
Allahım! Senden bu gecenin hayrını, fethini, yardımını, nurunu, bereket ve hidayetini istiyor, bu ve bundan sonraki gecelerde olan ve olacakların şerrinden Sana sığınıyorum.
31Dua
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | حَبِّبْsevdir | إِلَيْنَاbize | الْإِيمَانَimanı | وَزَيِّنْهُve onu süsle | فِي-de | قُلُوبِنَاkalplerimiz |
Allahım! İmanı bize sevdir ve onu kalblerimizde tezyin et.
| وَكَرِّهْve çirkin göster | إِلَيْنَاbize | الْكُفْرَküfrü | وَالْفُسُوقَve fıskı | وَالْعِصْيَانَve isyanı | وَاجْعَلْنَاve bizi kıl | مِنَ-den | الرَّاشِدِينَdoğru yolda olanlar |
Küfür, fısk ve isyanı da bize çirkin göster ve bizi hep dosdoğru yolda yürüyenlerden eyle.
32Dua
| اَللّٰهُمَّAllah'ım | إِنِّيşüphesiz ben | أَسْأَلُكَSenden istiyorum | نَفْسًاbir nefis | بِكَSeninle | مُطْمَئِنَّةًmutmain olmuş | تُؤْمِنُinanan | بِلِقَائِكَSana kavuşmaya | وَتَرْضَىve razı olan | بِقَضَائِكَkazâna | وَتَقْنَعُve kanaat eden | بِعَطَائِكَverdiğine |
Allahım, Senden, Seninle itmi’nan bulmuş, Sana kavuşacağına inanan, kazana razı ve verdiğine kanaat eden bir nefis diliyorum.